top of page
Yazı gönderimleriniz için: gencyazarlarodtu@gmail.com
Ara


komposto
bir çarpık balkon camı da açılmaz olsa olsa yarı cumba öyle mahalleye sarkıtmaz ama biz diyelim ki alaturka sıra bir fedai bulmakta düşse içimiz cız etmeyecek ama gururla duracak rüzgarda o zaman küllüklerin en güzeli diyelim çirkin çay tabağına şimdi üçer adımla gelen zil sesi kapıda nurten teyze bir tabak ezineyle yardıma muhtaç diyemem ki kendime o halde devletin birer memuru olmalı nurten teyzeler selamsız sabahsız gelen tabağı aynı şekil aldım oyalamamak lazım memurları
Selim Sertoğullarından
19 Ara 20251 dakikada okunur


Gündökümü
11 Şubat Hasta gibiyim. Üzerimde bir isteksizlik var. Öğlen iki ile akşam altı buçuk arasında Toynbee okudum, yediden sekize kadar Puşkin’in bir şiirini(Çaadeyev’e) çevirdim. Sayımdan sonra bir saat kadar uyudum; beni bozan da bu oldu sanırım, sabah gayet iyiydim. 12 Şubat Saat öğleden sonra dört, yeni uyandım. Rüyamda bir öğretmen vardı. Onu bir filmin içindeymişçesine izliyordum. Daha doğrusu bir filmin içindeydi zaten. Ben yönetiyordum, ama hemen yanı başındaydım. Sanki be
Sami
19 Ara 20253 dakikada okunur


Bakış Açısı
Bu sabah uyandığında yatağının tavan manzarasıyla karşılaşmıyorsun. Çok daha sert ve soğuk bir yerdesin. Ayağa kalktığında ellerinle yere basıyorsun. Normalden çok daha aşağıdasın. Uç tarafı kapalı bir ara sokaktasın. Çöp ve içki kokusu alıyorsun. Karnın dün gece yemek yemediğin için çok aç. Ellerinle kendini iterek arka atağının üstüne kalktın. Bir yandan çöpe tutunmaya çalışırken diğer yandan başını yenilebilir bir şeyler umuduyla dün sen gelmeden boşaltılmış olan ama şimdi
Almila Kaya
19 Ara 20253 dakikada okunur


KIBRIS MI KIRIM MI
Temalı fetişistlerin kesişim aralığıdır- Koru hattı üzeri raylı araçlar. Sıralı sandalye üstü baylar ve bayanlar, Ambiyanslı makinist duraklarındalar, Gelmişiz yine melezlerin gar saatine- Yoksa yanlış mı yürüdüm Yüksel’in Caddesinde, Kırım’a çıkmış Fransız’ım şu karede, Kulp da yok çark da yağlanmış kapılarında- Tımarı da yok çıkarı da, Tanrısı da beş dakikaya tren boşluğunda- Yereli yoksa dini de yoktur oysaki- Söylerler köylerinin sözlerini şimdi size, Ağzınızı anca kapatı
Asya Çebi
19 Ara 20251 dakikada okunur


Patikacığım
Kerpeten rüzgarı Bana çocukluğumu hatırlat Kerpeten rüzgarı Haftalardır sürgündeyim güneşten uzaklarda Kanatlarımın üzerinde kanlı kocaman bir ısırık farz et Duvarlarımızdan biri gökyüzü Yatıyoruz kalkıyoruz şehrin külliyatında Masumiyet kadar ağır, meşguliyetimiz Ben hayal kurarım Patikacığım söndürür Yamasını saydığım ağaç Gövdene isimlerimizi kazıyacağız Çünkü bu yolun sonu bariz Çünkü mutluyduk, sözlerimizden hallice Ve ben artık çok yoruldum Biri ağır, biri hüzünlü zaval
Toprak Yıldırım
19 Ara 20251 dakikada okunur


Yaşım
Kalbimde sızı kalmış, ağaçlar çiçek açmış Ve bahar tüm güzelliğini doğaya saçmış Gömülmüş toprağın altına bütün sevdalar Şimdi geleceksen buyur beklediğim bahar “Seviyorum” demek az kalır da sana karşı Başka hangi sözcük anlatır döktüğüm yaşı, İnan sevgilim öyle bir zaman gelecek ki Anlatacağım bütün hisleri içimdeki Ve zaman duracak, gözlerin bana bakacak Tek bir sözünle de zaman yeniden akacak Bir şeyler söyle sevgilim, açsın çiçeklerim Döktüğü yaşa üzülmesin gözbebeklerim
K.
19 Ara 20251 dakikada okunur


Kim?
Ne oldu bana? Ellerim, kollarım, gözlerim benim değil sanki. Ne bu? Rüzgârın getirdiği her yeni güne karşı gülerek durabilirken eskiden bu üşümem neden şimdi? Artık çocuk değilim ama en çok da şimdi çocuğum. Muğlaklığın kara kıyafetlerini giymiş bir çocuk. Nefes almak zor. Eskiden son nefes senin dudaklarında kalmıș gibi nefesimi senden çekip alabilirdim. Neredesin? Peki benim fırtınalar gibi esen, şelaleler gibi akan sözlerim nerede? Kalemimin mürekkebi mi bitti yoksa? Sözle
sarmaşık
19 Ara 20251 dakikada okunur


AĞLANMAK
kerpiç duvarlar dere yataklarına henüz bu kadar yakın değilken kalem arkalarını dişlerdim kurşunun tadına varana dek memeden sonra kolay olmuyor bir de emzikten kesilmek her şeyden çok firavundan korkardım çünkü benim savurduğum çınarın dalları kör yılanı bile andırmazdı ellerim titrer geçer duvarlarla arana eşelerdim sırtını anlamazken neden bazı sabahlar nemliydi yastığının başı şimdilerde vakitlerimizi paylaşırken iki üç soruda ettiğim kem küm ve yutkunmalarda özlüyorum k
Selim Sertoğullarından
23 Kas 20251 dakikada okunur


Aklı beyaz biraya takılan karınca
Aklı beyaz biraya takılan karınca Bu mesleğin madenlerine inecek Ve öğrenecekti ki En güzel yanan kömür Renginde kararlı Sonra bir arpa boyu Büyüyecek karınca Ve öğrenecekti ki Kalleşlikten kardeşliğe doğru Bütün biralar sararmakta Bir farkındalığın yorgunluğunu Oğluyla telafi etmeye çalışacak karınca Ve öğrenecekti ki Ölmek tane tane Ölmek duvara karşı ve soğuk Karınca finalde deliriyor Çünkü yola hiç çıkmamış gibi Aklı beyaz biraya takıldı Karınca bir ayyaştı gençliğinde Şi
Toprak Yıldırım
23 Kas 20251 dakikada okunur


DAPHNE
Gecesinde alkol Sabahına ağrılar. Kabuslardan daha korkunç İnanılan rüyalar. Başka kollarda solarken sen Ve akarken tanelerin, Çabasız parmakların arasında. Döküldüğün çöle muhtacım. Kurşun damlamış kalbine, Görmez altın gözlerimi. Zamanın berisinden gelen bir efsane Çoktan yazmış kaderimizi. Şarkılara eşlik etmedikten sonra adın, Bana esmedikçe yaprakların; Köklerini salıp duyduğun bu pişmanlık Veya aşk hâlâ sadık ve inatçı Beni gülüşünde mecbur, Gözlerine mahkum, Sevgine mu
Ilgaz
23 Kas 20251 dakikada okunur


Ölümsüz Bahar
Bir ant üzerine kurulu varlığım Sessiz bir köşede içine alacak seni Ölümsüz bir bahara götürecek Ben bu ant ile seni bağladım Göğe, suya, toprağa Önce kıştan geçirecek seni varlığım Sonra yazdan Bugün kış geliyor Ve ben kapımın önünde bekliyorum Zemînin ağarmasını Artık yeşil boyalarla kapatamazsın akları, sana sesleniyorum doğa Ve ben kapımın önünde bekliyorum Serçeleri tunç, güvercinleri mermerden Bir kış yaklaşıyor Selâm sana, ey masum kış Artık süpürgemle verandadayım Ve
Ekin Keskinler
23 Kas 20251 dakikada okunur


ANILAR
Buruk bir arzuyla Kedinin ciğere baktığı gibi Sadece bakabildiğim Bir fotoğraf karesi elimde Mutluluğum hapsolmuş içine. Zalimce akıp giden zamana karşı Dondurulmuş bir an Bugünümden kaçıp sığındığım Dünüm Dünümün anıları Riyakardır onlar Geçmişte güldüren Ama şimdi hatırladığımda Boğazımda düğümlenen yumru Gözümden akan yaş olan İkiyüzlü anılar
Keşke ağaç olsam
23 Kas 20251 dakikada okunur


Kendi
Kendi kafesinde barınan ruhlar Pencere ararken tökezleyen Yalpalayan adımlar Kime ait? Bu eski ve soluk balon Kırmızı Hayallerin içine battığı o bataklık Kim nerede ? Kayboldum ben yine boğuk gecede Öğle arası bir dinginlikti Aradığım bağırarak benim ruhumu Çağıran topraktı bağıran insanlarn arasında Beni gören tek şey Kaçtığım kendisinden Bir tutam yaşamak için İki üç sebep gerek Bulamadıklarım artık yok Bulduklarımsa nerede bilmiyorum. Kaçarken kaybettim onları. Bir ruh hal
gece
23 Kas 20251 dakikada okunur


başından
başından aşağı dökülen boyalardı dayatılan tüm kişilikler kaybolan geçmişe ait her yansıma geceleri selam veren sırlı aynada gümüş işlemeden bir imza asalet dolu cümleler dudaklarında sessizliğe gömülen elçi yine ne amaçla burada? kovala şu kediyi sakın çıkma ağaca düşerken sonsuz bir nehre akıntının önüne her seferinde farklı bir bilmece bana seni anlatan üzerimdeki tüm renkler artık bana ait çünkü ben bendim tüm sırların önüne çekilen ya da sessizce izleyen geceyi bekleyen
gece
23 Kas 20251 dakikada okunur


ankara gibisin
fazla neşeli bir halin var ama meşrutiyet caddesi gibisin güven parka giden yolda kaybolmuş birisin ulustan daha yaşlısın hayta bir çocuk misali odtü ile yarışırsın beytepeye giderken niyet edersin bir şeylere hacettepe misali benimsersin her şeyinle tunalıdan koşmaya başlarsın bahçeliye kadar kızılay... sensin! o hafif meşrep halinle Milli kütüphanede inip bahçelievler gibi özlersin uzak ama yakınındaki sevdiceğini emeğe varmadan uyursun aşti gibi kimsessizler kimsesi Anadol
gece
23 Kas 20251 dakikada okunur


BENCE BEN
Bazen ben olmak Bana ben olmak gibi gelmiyor. Mısralar karanlıkta kayboluyor. Aydınlık resmen yutuluyor. Boğazımda düğümlenen sözcükler, Şiirlerime yansıyor. Havada ağır bir nağme, Sözlerimde hafif bir denge, Gözlerimde hüzünlü bir imge, Var sanki beynimin içinde. Ateşe düşmüş bir damla su, Nehirde boğulup giden bir kıvılcımın umudu, Şen şakrak öten kuşların bulunduğu, Ormanların ağaç dallarını yuttuğu Bir ezgiyim ben Biliyorum Sessiz sakin anlıyorum artık Gecenin karanl
gece
23 Kas 20251 dakikada okunur


Yolcu
Sırtındaki yükün adımlarını zorlaştırması yetmiyormuş gibi, çöl güneşi acımasızca bütün varlığını yakıyordu yolcunun. Uçsuz bucaksız bu çöl kavruluyor, ayak tabanları korda yürürmüşçesine yanıyordu. Fakat bu kuraklığa ve ateşe aldırış etmiyordu yolcu, sırtında taşıdığı varlığın asaletinden. Gözlerini kısmış, kendinden emin bir şekilde ilerliyordu bu hiçliğin ortasında. Kimsecikler yoktu etrafta; ne bir ruh, ne bir beden. Bazı hikayeler duymuştu geçmişte, insanların yolculukta
Güneş Canımoğlu
23 Kas 20252 dakikada okunur


BİR ABLUKA BİR EKSİKLİK
“Ekmek vardı, tereyağı vardı, utanılacak bir şey yoktu. Bir şey daha yoktu ama kavrayamıyordu ” Oysa görünürde her şey dünün, dünden önceki günün hatta geçmiş onlarca gün ve haftanın aynısıydı. Yine aynı saatte kim bilir kaç ay önce kurduğu aynı alarmla uyanmış, yıllardır kullandığı keskin kokulu losyonları, kremleri sürünmüştü. Mutfaktaki ufak masada kahvaltıya koyulana kadar da yıllar önce ölmüş şairlerin şiirlerinden bestelenen kanıksanmış şarkıları dinlemeye çabalamıştı b
Sena Kağnıcı
22 Kas 20253 dakikada okunur


küçük bi’ afet ve yüzme bilmeden atılan gemici düğümleri
başımdan aşağı balçığa bulandım. kendi sesim mi yine bana vuran? var mı kimse, mavi kuşlarım? hangi diyara göç ettiniz? hangi sıcak nehir akıntılarında kanat çırpabileceksiniz ha bensiz? ben çırpındıkça batarken burada göğsünüz hangi dağın ardında sızlamadan durabilecek? ah, zindan gibi bir yer burası, gökyüzü varla yok arası. kendime yoruldum ben burada, kimselere değil. beni kendime yordular ya da. zangır zangır titriyor gövdem. verdiğim nefes, aldığıma karışıyor. köşel
Şevval Nur Karpuzcu
22 Kas 20253 dakikada okunur


hemdem
bütün hayaller yarım kalır, eski oda balkonunda annemle yeniayı ve beyaz çamaşırları izledik bu dünyada hiçbir şey bir türlü tamamına ermez yeniay mı konuştu annem mi bilemedim iki burgazlı tek hayat, yaratma cesaretimin bedenime en müthiş eseridir içinde hayal kurmayı öğreten yeşil ada kırdığını unutturan dört duvar odayla haramilerle dolu mağarasında dikilen ben olmuşum sanki amcam yerine servetinin sırrı görmek ve unutmakla alakalı demek annem haklı gene her servete kalaba
Şevval Nur Karpuzcu
22 Kas 20253 dakikada okunur
bottom of page



