Çocuk
- Yavuz Selim Yılmaz
- 3 saat önce
- 3 dakikada okunur
Hayır işte, hayır. Onlar yerlerinde kalmalıydı. Dikişle tutturamazsın bazı şeyleri,
dokunmaman gerek, yırtarsın. Hadi yaramazlık ettin diyelim, sonrasında üstüne devam
ettirmen gözümün içine baka baka. Sana o an bayağı acıyorum. Hani akılsız bir hayvan
görürsün, yaptığı işin zerre kadar faydası olmayacağını bilirsin ama bir şey desen de
değişmeyecektir, kaderdir, aynı öyleyim. Bir yandan da sıkılmış hissediyorum fazlasıyla.
Senin kadar gözü pek ve asi olamamak canımı sıkıyor. Hatta diyebilirim ki kalbimi yaralıyor.
Özgür hissedemiyorum besbelli, bu sabahtan beri, hatta doğduğumdan. Senin serbestliğin
öyle devasa, öyle maharetli işlenmiş ki bu dediklerimin sana işleyebileceğini zannetmek
saçma ilk başta. Poz vermene gerek yoktu mesela, kameraman çok olsa da dünyamızda, senin
umurunda değildi, en sevdiğim şeyin oydu. Tenha, in cin top gezen yerlerde hiç de
korkmadan bütün karanlığa atabilmiştin adımlarını. Kaderin hakkında hiçbir fikre sahip
olmadan hayata atılman gibi. Zirve ve dip yoktu, sen yaratmalıydın. Kafanın içinde gizli bir
mahzen vardır sanırsam, zindan da diyebiliriz, muhtemel kâinatın korkunç suratlarının her
daim farklı türden absürtlüklerle doldurulduğu, mutlu kalabilmişlerin sınır dışı edildiği bir
şey işte. Benim zihnimde ise var olan hep unuttuklarım, bir de değişmeden kalan bir ufak şey
var. Yalnız hissedebiliyorum. Herhalde o karanlıkların arasındaki geçişi sağlayan
dehlizlerdir, sonuçta bir aydınlığın yok ki senin, olmasına gerek de yok. Sen var edersin,
belki.
Galiba anlamaya başladım. Üstümüzdeki bulutlar, ayağımızın altındaki uçsuz bucaksız
denizler ve köprüleriyle boğaz, kısacası evren, senin gözünde bir tuvalden başka anlama
gelmiyor. Onlara inci diye bakan gözler tabii ki de zarar vermekten hep korkacaklar. Biz
ortalığa sokak lambalarını dikmişiz, gördüğümüz aydınlattığı birkaç metredir. Seninki nedir
diye düşündüm dün, kapıları zorladım gibi oldu, çaresiz ve kaygılı hissettim yeni yoklukla
tanışırken ama alışıyormuşsun. Aynı kış ayında girilen soğuk denizin suyu. Ve ilk defa
hayatımda deliksiz uykuyu tattım biliyor musun? anılarımı yarattım, hayallerim vardı.
Hepsinin saçmalığını da gerçeğini de ben yarattım. Yattığım yatağı taştan yaptım, kalktım her
yerime batmış keskin uçlarından mustarip ve gezdim. Etraf güzelmiş, yeni insanlar da var.
Saçları istersen mavi, istersen beyazdır. Ahlaki keşfettim diye de hissettim. Çok çabuk
kaçıyormuş meğerse; senin uğraşını, yılların yalanlarla ve ete geçmiş kancalarla çekildiğini
şimdi fark ettim. Üzüldüğüm, bir elin avucunu geçmeyecek kadar olmamız oldu bu sabah
kalkarken. Paylaşmam lazım bütün hayallerimi diye, herkes bilmeli hayat neden
yaşanmalıdır. Ne yazık ki sokağımda tek gördüğüm koşuşturmaca oldu. Niye incilerin var
olduğunu karı kocaları izleyince anladım. Ve hayallerin izlenemeyeceğini de kafalardaki
çöplerin bolluğundan ve bıkkınlıktan. Bir balçıktır, kasırgadan daha kuvvetli çeker
etrafındakileri, beyinler de dahildir. Adına herkes başka bir şeyi keyfince takar, gündem
derler, siyaset derler. Galiba genel yaşamdan bahis açılması uygun herkese. Herkesin tek bir
siyaseti, gündemi, iktisadı ve edebiyatı olmalı. Bütün herkesin uğradığı bir yeri pis
görmekten başka bir gerçek olamazdı. Ya da kendi pisliklerinin her tarafa damlaması bilincin
dışından taşmış, kâinatın ortasına gelip oturmuş ve Tanrı olmuştu.
Yurt denen bir şey var, en önemli incilerden. Ama kimse gösterişlisinden bir kolye sayarak
boynuna takmıyor, korkuyorlar taşımaya bile. Kıymete binenlerin yüceliği, ciddi manada bir
dağ kadar yüksekte. Eskilere bakarsın, putlar vardır. Putlar, yeniden doğuşu müjdelemişti hali
hazırda. Eskilerin duası ruhlara bir nesneyi sokmaya gerçekten muvaffak olmuştu. Ama
bilemem. Tek bildiğim gözlerimin kör, kulaklarımın sağır olmak istemesi. Herkesin üstünde
bir eflatun rengi var, evler beyaz olmuş, kullanılanlar da siyah.
incitmekte, zararını en derininden vermekte haklıymışsın. Yaraların bazıları derindir, baştan
yaratmak gerekir deriyi. Ve acımak, tanrı olmuştum işte. Tek bir ahlakım vardı. Kafam allak
bullak, herhalde sonraya bırakmalı biraz, nefes almalı. Sonuçta ben bir insanım, değil mi?




Yorumlar