top of page
Ara

Kızılay’da İkinci Gün

Korkuyorum. Konuşmasam olur mu?

            Hastayım sanırım. Birazcık yürümek istiyorum, en iyisi yanıma maskemi alayım.  Gözlüklerimi kaybettim, kimya labında taktığım gözlük görür işimi. Midem de ağrıyor kaç gündür: Reflü ve gastrit, gastrit ve reflü. Rennie çözer umuyorum ki derdimi. Rennie ve Talcid, Talcid ve Rennie.

            Korkuyorum. Kızılay’dayım. Meydanın kalabalığından şaşkına döndüm. Bu işten hiçbir şey anlamadım. İnsanlar bağırıyor. İnsanlar bağırırken yürüyor, yürüyen insanlar kol kola. Birinin koluna girdim, birinin koluna girerken bağırıyorum ve bağırırken yürümem gerektiğini biliyorum. Önümüz kapandı. Durduk. Beyaz kasklı adamlar duruyor önümüzde ve kalkanlar ve barikatlar. Hayırdır inşallah, niçin Zebercet gibi tutulmuş yollar? Niye öfkeli bütün insanlar ve niye kimse anlatamıyor öfkesini. Yanımdaki herkesin benim gibi midesi ağrıyor -bunu söyleyemiyorlar, ben bilirim içlerini- ve karşımdakiler -dostum mu, düşmanım mı bilemediklerim- neden karşımda? Yoksa bunca insan midesi ağrıdığı için mi sokakta, midesi ağrıdığı için mi dayak yiyor; yoksa bu gece midesi ağrıyan herkesin sokağa çıkası tutmuş da kalkanlı adamlar keyfinden bize saldırıyor? 

            Bağırışlar arttı, bir koşuşturmadır başladı ve ben korkmamam gerektiğini biliyorum. Herkesin gözleri kamaştı, ağlayasım da yoktu bu saatte. Hepimizin bir derdi var ve sanki hepimiz ağlıyoruz. Mideleri bozulmuşsa diye elimdekinden insanlara dağıtıyorum. Ellerimde sütbeyaz ilaçlar, gözlerim kankırmızısı. Ellerimde rennie ve talcid, ellerimde talcid ve rennie.

            Kalkanlarla dipdibe kaldım, koşuşturmanın ardından. Karşımdalar, bir atımlık uzaklarındayım, bana nişan alıyorlar ve ben arkama dönmem gerektiğini biliyorum. Arkama dönmem gerektiğini biliyorum ama dönmek istemiyorum, biraz karşı koymam gerektiğini düşünecek kadar önemli olduğumu varsayıyorum ve duruyorum. Su üzerime akın ediyor, bunu şiddetinden anlıyorum. Çünkü ne üzerime akın eden suyun ıslaklığını ne de taşıdığı kimyasalı cildimde hissedebiliyorum. Ölümsüz olmalıyım. Midesi ağrıyan, yürümekten korkan ama yine de yürüyen bir ölümsüz. Oysa ben şu anda İsa da değilim, Muhammed de, suya hükmeden Musa da. Peygamber değilim elbet, biliyorum, ama onlar da anlatamamışlardı dertlerini, bazen konuşamamış bazen de dinletememişlerdi, biz midesi ağrıyanlar gibi. Kendimi kaptırdığım ilahi asillikten kurtarmak için gözlerimi açıyorum. Suyu bükmemişim, yalnız montum korumuş beni. Yine de keşke fotoğrafımı çekecek biri olsaydı diyorum, beni bir savaş kahramanı gibi gösterecek biri.

            Her ne kadar gücüm suya yetse de bunların Allah’ı yok, onlara sökmez kudretim. Şimdi koşmak lazım gelir. Koşarım. Biraz koşar ve dururum. Biraz bağırırım, polis yaklaşır, ensemde yakalananların çığlığını duyarım. Ardından tekrar koşmaya başlarım.

            Nefes almak zor maskeyle. Nefes almak zor, biber gazı yanımda patlamışken. Ve koşmak daha zor böyle nefes bile alamazken.

            Meydandan uzaklaşalı çok oluyor, parkı da geçtik. Kalabalık dağılmaya başladı, oysa hala bağırıyordu insanlar. Ne yapmalı? Korktuğumu hissediyorum, oysa korkmamam gerektiğini biliyordum. İnsanları takip etmeli, nereye kaçacağını bilemeyen insanları. Bu zebellahlar niçin ki peşimizde?

En sonunda bir ara sokağa girdik. Utana sıkıla ve korka korka. Geri kalanlar devam etmekteler kaçmaya. Sokağın başında otuz kişiydik bir köşeye sığınmak isteyen, altı kişi kaldık sokağın sonundaki iki çarpık evin arasında bu dünyada kapladığı hacmin sıfıra yaklaşacağını üşünen. Diğerleri kendi hikâyelerini yazacaktır, biliyorum. Biz o iki çarpık evin arasında saklandık bir saat boyunca. Biz, yani ben ve yanımda beş kişi. Yıkılan memleketlerini tekrardan kurmaya çalışan ufacık ve yıpranmış bir halk gibi. Bir saat bekledik.  Trafik tekrardan açılana dek, çığlıklar durana dek, siren sesleri susana dek. Sokakta yürüme haddini kendi içimizde tekrardan görene dek. Bir saat bekledik, ben ve beş kişi. Üçünü tanıyorum. Diğer ikisi kimdir, gecenin bu vakti burada işleri nedir? Onların da mı ağrır yoksa midesi bizimki gibi?

            Tanıştık. Nasıl kaçtığımızı birbirimize anlattık. Yaralarına, yanıklarına ilaç sıktık ve midelerine iyi geldik. Rennie ve Talcid, Talcid ve Rennie. Saklandık, biz 4 Odtülü ve yanımızda iki Gazili, midesi ağrıyan küçük bir halk gibi. Saklandık; iki çarpık evin arasında, yani sokağın sonundaki.

            Etraf sakin şimdi, eve gitmek gerek ama yurda almazlar ki beni. Anayoldan yürümeye korktuk ve biraz uzattık yolu. Biliyorum ki korkmak doğal, biliyorum ki insan olmaktır bu. Konuşamasan da, miden de ağrısa, hava almak için geziye de çıksan veyahut kalkanların ardında da saklansan… Biliyorum, korkmak doğal.

Bir arkadaşımın evindeyim. Yorgunum. Şimdi uyumak gerek, nasılsa yarın tekrardan uyanacağız.

 
 
 

Yorumlar


© Copyright

© 2023 by Turning Heads. ODTÜ Genç Yazarlar Topluluğu

bottom of page