Görüngü
- Yavuz Selim Yılmaz
- 2 gün önce
- 5 dakikada okunur
"Ruhun gıdasız kalmasına benzer bir yapı. Geçici bir heves üstüne inşa edilmiş kumdan
kaleler, size sunulmasını beklediğiniz her şeyin yüzünüze ansızın ve kayıtsız gerçeklikle
çarpışı, biricikliğinizi bırakışınız ve nicesi. Uygun adımlar yerine koşar adımlarla gitmiştik
hayatımız boyunca, aramız oldukça açıldı. İnşa etmeye muktedir olamayışımız kadar
rahatsızlığımız ve sürekli gerginliğimiz de sağlıklı tarlaların yokluğuna birer sebepti. İnce
zevkler ve tarif edilemeyecek kadar güzel doğa, artık akıl almaz bir uzaklıktaydı. Her gün
daha da ihya edilmeliydi doğallığımız, amaçsızlığımız, tembelliğimiz ve çalışma zevkimiz.
Ruh gıdadan uzak kalmalıydı ki çalışsın. Talep edilenin ellerinde en güçlüsü, gurultuları
dindirecek bir tutam yemekti. Kimin elindeyse, hayatı kazanır, kimin elinde değilse de
sonsuza kadar kaybederdi.
Pembe güllerin her mevsim açtığı bir evrendeyiz. Çeşitli şekillendirmeler üzerine kurulmuş
insanımız, yaratıcılıkla işlevselliğini kaybetmiş. Kullanışımız, kendisini kaybettirmek üzere
kuruluydu. Sonsuza kadar sürmeyeceğini herkes biliyordu. Gerçeklerin sonsuza kadar
açıklanamayacağını da ahlakın sürdürülemeyeceğini de felsefenin sonunu da.
Uykusuzluğumuzun temeli, dayandığı kültür yelpazesinin kıtlığıydı. Yeni açılımların içi,
beslenen köklerinden arınmış, halsiz bir karamsarlıkla tavırlarını almaktan başka bir olanağı
yokmuşçasına kararlı ve her daim çelişikti. Karanlıkta uykuydu bizi çözümsüzlüğümüzden
bir anlık da olsa ayırabilen. Hala daha geçen yılların yarattığı iyileştirici şoklara binaen
ayaktayız, kalkmaya hiçbir vakit kuvvet bulamayacak hasta bir adamın yatağında uzandığı
kadarıyla sahibiz bu dünyaya, yanı başımızdan kayıp giderken, gözümüzün önünde bütün
umutlar söndürülürken. Ilık akşamlar, en çok faydayı sağlayacak olması için yaratılmıştı.
Olgular ise birbiri ardınca, Tanrı vasıtasından bihaber, kendi hallerinde kalmaları için. Her
şey bir düzen içindeydi. Görüntüler tek gerçekti, akıl safsata üstüne kurulu kalmış bir
kumarbaz, yalnızca olasılıklar hesaplamaya yarasın. Gelecek geçmişten her vakitte daha
önemli olacaktır çünkü, değil mi?
Tinsellik, üstünü örtmüş uykuya dalmış. Filmler, hasretten dem vurup duyguları yatıştırır,
kılık kıyafet statü olur. Her şeyin düzeni vardır. Her şey mantıklıdır. Gelecek bir kitaptır,
matematik ise peygamberi. Vahyin indiği anda, kapıda geçirecek müritleriyle oluşmuş yeni
dinimiz, en içten dilekleriyle altın çağını kutlar.
En sevdiğim ne o ne de buydu. Çelişkilerimdi, hayallerimdi, yalanlarımdı. Kaçış imkanını her
daim bulundurmaya gayret etmek, yeni bir kapının her zaman var olduğunu hatırlamaktı.
Uykusuzluğun getirdiği sıkıntılarla baş etmekti bütün gün, sevmediğim şeyleri sevdiğin
şeyler hatırına yapmaya kanaat göstermekti. Artık sevdiklerimiz kalmadı, sevgi bir cinayet.
Tinsellik üstüne yazılmış ve kahramanca yazıtlarımızdan daha uzak olduğu bir tarihi
bulmakta zorluk çekmek, tek gerçek oldu. Bilme merakından doğan, çıplaklığa erişim gibi,
ahlaki bir sonuçtan daha fazlasıydı, onların göremediği buydu. Tekdüzelikten sıyrılmak için
binlerce icat yapıldı, zamanlarının insanlarının saf merakla yaptıkları, tinsellikle yaptıklarının
tinselliği, en vahşi duyguları yok etmek üzere var olacağını önceden bilecek kimse yoktu.
Felaketlerden kurtulduk saydık kendimizi, binalarımızı sağlam yaptık, ama ya zihinlerimizi?
Korkumuzdan her şeyi öğrendik, hiçbir şeyi öğrenemediğimizi ise hiçbir zaman
öğrenemeyeceğiz. Kibrimizi de, asalaklığımızı da, kendimizi de. Ve bu ruh denen, her gün
daha sefalet ve açıkla sınanacak, Tanrı var ettiği düzenin sıradanlaşmasından bizi koruyordu,
dizginler artık yerlerinden koptu. Tanrıyla aşık atmamızın meyvesi, elbette bir gün yenecek.
Merak ettiğim, o günde kimler satılmış ruhunu düşünecek, kimler direkt kellesini havaya
uçuracak, yalnızca budur.
Uğruna sayısız savaş verdiğimiz özgürlüğümüz nasıl bir halde? Dehlizlerde kendi kaderine
tayin edilmiş bulunmakta, zaten çelişkisi de buydu, insan olarak onu bu kadar sevmemizin
sebebi. Üstün zekalarımız, vahşiliğe duydukları kaçınılmaz korkudan olacak, onun bir kural
olduğunu ifade ettiler. "Bir kişinin özgürlüğü, başkasının özgürlüğüne girdiği an biter.".
Ahlak kurallarımızı taşımamız gerekiyordu, ahlak da bir korkuydu. Birbirimize olan
acımasızlığımızı göstermek üzereydik her zaman çünkü, herkes herkesin kötülüğünü
istemekte hiçbir zaman tereddüt etmemeliydi. Kolay olmalıydı her şey, ezberleyip
geçilmeliydi. Hayatla ne kadar alakası olduğu, onun verimi ölçütünde belirlenecek bir şeydi.
Tatmin etmişlerdir eminim ki, hükmetmeyi cümle alemden fazla istemişlerdi.""Ruhun gıdasız kalmasına benzer bir yapı. Geçici bir heves üstüne inşa edilmiş kumdan
kaleler, size sunulmasını beklediğiniz her şeyin yüzünüze ansızın ve kayıtsız gerçeklikle
çarpışı, biricikliğinizi bırakışınız ve nicesi. Uygun adımlar yerine koşar adımlarla gitmiştik
hayatımız boyunca, aramız oldukça açıldı. İnşa etmeye muktedir olamayışımız kadar
rahatsızlığımız ve sürekli gerginliğimiz de sağlıklı tarlaların yokluğuna birer sebepti. İnce
zevkler ve tarif edilemeyecek kadar güzel doğa, artık akıl almaz bir uzaklıktaydı. Her gün
daha da ihya edilmeliydi doğallığımız, amaçsızlığımız, tembelliğimiz ve çalışma zevkimiz.
Ruh gıdadan uzak kalmalıydı ki çalışsın. Talep edilenin ellerinde en güçlüsü, gurultuları
dindirecek bir tutam yemekti. Kimin elindeyse, hayatı kazanır, kimin elinde değilse de
sonsuza kadar kaybederdi.
Pembe güllerin her mevsim açtığı bir evrendeyiz. Çeşitli şekillendirmeler üzerine kurulmuş
insanımız, yaratıcılıkla işlevselliğini kaybetmiş. Kullanışımız, kendisini kaybettirmek üzere
kuruluydu. Sonsuza kadar sürmeyeceğini herkes biliyordu. Gerçeklerin sonsuza kadar
açıklanamayacağını da ahlakın sürdürülemeyeceğini de felsefenin sonunu da.
Uykusuzluğumuzun temeli, dayandığı kültür yelpazesinin kıtlığıydı. Yeni açılımların içi,
beslenen köklerinden arınmış, halsiz bir karamsarlıkla tavırlarını almaktan başka bir olanağı
yokmuşçasına kararlı ve her daim çelişikti. Karanlıkta uykuydu bizi çözümsüzlüğümüzden
bir anlık da olsa ayırabilen. Hala daha geçen yılların yarattığı iyileştirici şoklara binaen
ayaktayız, kalkmaya hiçbir vakit kuvvet bulamayacak hasta bir adamın yatağında uzandığı
kadarıyla sahibiz bu dünyaya, yanı başımızdan kayıp giderken, gözümüzün önünde bütün
umutlar söndürülürken. Ilık akşamlar, en çok faydayı sağlayacak olması için yaratılmıştı.
Olgular ise birbiri ardınca, Tanrı vasıtasından bihaber, kendi hallerinde kalmaları için. Her
şey bir düzen içindeydi. Görüntüler tek gerçekti, akıl safsata üstüne kurulu kalmış bir
kumarbaz, yalnızca olasılıklar hesaplamaya yarasın. Gelecek geçmişten her vakitte daha
önemli olacaktır çünkü, değil mi?
Tinsellik, üstünü örtmüş uykuya dalmış. Filmler, hasretten dem vurup duyguları yatıştırır,
kılık kıyafet statü olur. Her şeyin düzeni vardır. Her şey mantıklıdır. Gelecek bir kitaptır,
matematik ise peygamberi. Vahyin indiği anda, kapıda geçirecek müritleriyle oluşmuş yeni
dinimiz, en içten dilekleriyle altın çağını kutlar.
En sevdiğim ne o ne de buydu. Çelişkilerimdi, hayallerimdi, yalanlarımdı. Kaçış imkanını her
daim bulundurmaya gayret etmek, yeni bir kapının her zaman var olduğunu hatırlamaktı.
Uykusuzluğun getirdiği sıkıntılarla baş etmekti bütün gün, sevmediğim şeyleri sevdiğin
şeyler hatırına yapmaya kanaat göstermekti. Artık sevdiklerimiz kalmadı, sevgi bir cinayet.
Tinsellik üstüne yazılmış ve kahramanca yazıtlarımızdan daha uzak olduğu bir tarihi
bulmakta zorluk çekmek, tek gerçek oldu. Bilme merakından doğan, çıplaklığa erişim gibi,
ahlaki bir sonuçtan daha fazlasıydı, onların göremediği buydu. Tekdüzelikten sıyrılmak için
binlerce icat yapıldı, zamanlarının insanlarının saf merakla yaptıkları, tinsellikle yaptıklarının
tinselliği, en vahşi duyguları yok etmek üzere var olacağını önceden bilecek kimse yoktu.
Felaketlerden kurtulduk saydık kendimizi, binalarımızı sağlam yaptık, ama ya zihinlerimizi?
Korkumuzdan her şeyi öğrendik, hiçbir şeyi öğrenemediğimizi ise hiçbir zaman
öğrenemeyeceğiz. Kibrimizi de, asalaklığımızı da, kendimizi de. Ve bu ruh denen, her gün
daha sefalet ve açıkla sınanacak, Tanrı var ettiği düzenin sıradanlaşmasından bizi koruyordu,
dizginler artık yerlerinden koptu. Tanrıyla aşık atmamızın meyvesi, elbette bir gün yenecek.
Merak ettiğim, o günde kimler satılmış ruhunu düşünecek, kimler direkt kellesini havaya
uçuracak, yalnızca budur.
Uğruna sayısız savaş verdiğimiz özgürlüğümüz nasıl bir halde? Dehlizlerde kendi kaderine
tayin edilmiş bulunmakta, zaten çelişkisi de buydu, insan olarak onu bu kadar sevmemizin
sebebi. Üstün zekalarımız, vahşiliğe duydukları kaçınılmaz korkudan olacak, onun bir kural
olduğunu ifade ettiler. "Bir kişinin özgürlüğü, başkasının özgürlüğüne girdiği an biter.".
Ahlak kurallarımızı taşımamız gerekiyordu, ahlak da bir korkuydu. Birbirimize olan
acımasızlığımızı göstermek üzereydik her zaman çünkü, herkes herkesin kötülüğünü
istemekte hiçbir zaman tereddüt etmemeliydi. Kolay olmalıydı her şey, ezberleyip
geçilmeliydi. Hayatla ne kadar alakası olduğu, onun verimi ölçütünde belirlenecek bir şeydi.
Tatmin etmişlerdir eminim ki, hükmetmeyi cümle alemden fazla istemişlerdi"




Yorumlar