top of page
Ara

Görüngü

"Ruhun gıdasız kalmasına benzer bir yapı. Geçici bir heves üstüne inşa edilmiş kumdan

kaleler, size sunulmasını beklediğiniz her şeyin yüzünüze ansızın ve kayıtsız gerçeklikle

çarpışı, biricikliğinizi bırakışınız ve nicesi. Uygun adımlar yerine koşar adımlarla gitmiştik

hayatımız boyunca, aramız oldukça açıldı. İnşa etmeye muktedir olamayışımız kadar

rahatsızlığımız ve sürekli gerginliğimiz de sağlıklı tarlaların yokluğuna birer sebepti. İnce

zevkler ve tarif edilemeyecek kadar güzel doğa, artık akıl almaz bir uzaklıktaydı. Her gün

daha da ihya edilmeliydi doğallığımız, amaçsızlığımız, tembelliğimiz ve çalışma zevkimiz.

Ruh gıdadan uzak kalmalıydı ki çalışsın. Talep edilenin ellerinde en güçlüsü, gurultuları

dindirecek bir tutam yemekti. Kimin elindeyse, hayatı kazanır, kimin elinde değilse de

sonsuza kadar kaybederdi.

Pembe güllerin her mevsim açtığı bir evrendeyiz. Çeşitli şekillendirmeler üzerine kurulmuş

insanımız, yaratıcılıkla işlevselliğini kaybetmiş. Kullanışımız, kendisini kaybettirmek üzere

kuruluydu. Sonsuza kadar sürmeyeceğini herkes biliyordu. Gerçeklerin sonsuza kadar

açıklanamayacağını da ahlakın sürdürülemeyeceğini de felsefenin sonunu da.

Uykusuzluğumuzun temeli, dayandığı kültür yelpazesinin kıtlığıydı. Yeni açılımların içi,

beslenen köklerinden arınmış, halsiz bir karamsarlıkla tavırlarını almaktan başka bir olanağı

yokmuşçasına kararlı ve her daim çelişikti. Karanlıkta uykuydu bizi çözümsüzlüğümüzden

bir anlık da olsa ayırabilen. Hala daha geçen yılların yarattığı iyileştirici şoklara binaen

ayaktayız, kalkmaya hiçbir vakit kuvvet bulamayacak hasta bir adamın yatağında uzandığı

kadarıyla sahibiz bu dünyaya, yanı başımızdan kayıp giderken, gözümüzün önünde bütün

umutlar söndürülürken. Ilık akşamlar, en çok faydayı sağlayacak olması için yaratılmıştı.

Olgular ise birbiri ardınca, Tanrı vasıtasından bihaber, kendi hallerinde kalmaları için. Her

şey bir düzen içindeydi. Görüntüler tek gerçekti, akıl safsata üstüne kurulu kalmış bir

kumarbaz, yalnızca olasılıklar hesaplamaya yarasın. Gelecek geçmişten her vakitte daha

önemli olacaktır çünkü, değil mi?

Tinsellik, üstünü örtmüş uykuya dalmış. Filmler, hasretten dem vurup duyguları yatıştırır,

kılık kıyafet statü olur. Her şeyin düzeni vardır. Her şey mantıklıdır. Gelecek bir kitaptır,

matematik ise peygamberi. Vahyin indiği anda, kapıda geçirecek müritleriyle oluşmuş yeni

dinimiz, en içten dilekleriyle altın çağını kutlar.


En sevdiğim ne o ne de buydu. Çelişkilerimdi, hayallerimdi, yalanlarımdı. Kaçış imkanını her

daim bulundurmaya gayret etmek, yeni bir kapının her zaman var olduğunu hatırlamaktı.

Uykusuzluğun getirdiği sıkıntılarla baş etmekti bütün gün, sevmediğim şeyleri sevdiğin

şeyler hatırına yapmaya kanaat göstermekti. Artık sevdiklerimiz kalmadı, sevgi bir cinayet.

Tinsellik üstüne yazılmış ve kahramanca yazıtlarımızdan daha uzak olduğu bir tarihi

bulmakta zorluk çekmek, tek gerçek oldu. Bilme merakından doğan, çıplaklığa erişim gibi,

ahlaki bir sonuçtan daha fazlasıydı, onların göremediği buydu. Tekdüzelikten sıyrılmak için

binlerce icat yapıldı, zamanlarının insanlarının saf merakla yaptıkları, tinsellikle yaptıklarının

tinselliği, en vahşi duyguları yok etmek üzere var olacağını önceden bilecek kimse yoktu.


Felaketlerden kurtulduk saydık kendimizi, binalarımızı sağlam yaptık, ama ya zihinlerimizi?

Korkumuzdan her şeyi öğrendik, hiçbir şeyi öğrenemediğimizi ise hiçbir zaman

öğrenemeyeceğiz. Kibrimizi de, asalaklığımızı da, kendimizi de. Ve bu ruh denen, her gün

daha sefalet ve açıkla sınanacak, Tanrı var ettiği düzenin sıradanlaşmasından bizi koruyordu,

dizginler artık yerlerinden koptu. Tanrıyla aşık atmamızın meyvesi, elbette bir gün yenecek.

Merak ettiğim, o günde kimler satılmış ruhunu düşünecek, kimler direkt kellesini havaya

uçuracak, yalnızca budur.


Uğruna sayısız savaş verdiğimiz özgürlüğümüz nasıl bir halde? Dehlizlerde kendi kaderine

tayin edilmiş bulunmakta, zaten çelişkisi de buydu, insan olarak onu bu kadar sevmemizin

sebebi. Üstün zekalarımız, vahşiliğe duydukları kaçınılmaz korkudan olacak, onun bir kural

olduğunu ifade ettiler. "Bir kişinin özgürlüğü, başkasının özgürlüğüne girdiği an biter.".

Ahlak kurallarımızı taşımamız gerekiyordu, ahlak da bir korkuydu. Birbirimize olan

acımasızlığımızı göstermek üzereydik her zaman çünkü, herkes herkesin kötülüğünü

istemekte hiçbir zaman tereddüt etmemeliydi. Kolay olmalıydı her şey, ezberleyip

geçilmeliydi. Hayatla ne kadar alakası olduğu, onun verimi ölçütünde belirlenecek bir şeydi.

Tatmin etmişlerdir eminim ki, hükmetmeyi cümle alemden fazla istemişlerdi.""Ruhun gıdasız kalmasına benzer bir yapı. Geçici bir heves üstüne inşa edilmiş kumdan

kaleler, size sunulmasını beklediğiniz her şeyin yüzünüze ansızın ve kayıtsız gerçeklikle

çarpışı, biricikliğinizi bırakışınız ve nicesi. Uygun adımlar yerine koşar adımlarla gitmiştik

hayatımız boyunca, aramız oldukça açıldı. İnşa etmeye muktedir olamayışımız kadar

rahatsızlığımız ve sürekli gerginliğimiz de sağlıklı tarlaların yokluğuna birer sebepti. İnce

zevkler ve tarif edilemeyecek kadar güzel doğa, artık akıl almaz bir uzaklıktaydı. Her gün

daha da ihya edilmeliydi doğallığımız, amaçsızlığımız, tembelliğimiz ve çalışma zevkimiz.

Ruh gıdadan uzak kalmalıydı ki çalışsın. Talep edilenin ellerinde en güçlüsü, gurultuları

dindirecek bir tutam yemekti. Kimin elindeyse, hayatı kazanır, kimin elinde değilse de

sonsuza kadar kaybederdi.

Pembe güllerin her mevsim açtığı bir evrendeyiz. Çeşitli şekillendirmeler üzerine kurulmuş

insanımız, yaratıcılıkla işlevselliğini kaybetmiş. Kullanışımız, kendisini kaybettirmek üzere

kuruluydu. Sonsuza kadar sürmeyeceğini herkes biliyordu. Gerçeklerin sonsuza kadar

açıklanamayacağını da ahlakın sürdürülemeyeceğini de felsefenin sonunu da.

Uykusuzluğumuzun temeli, dayandığı kültür yelpazesinin kıtlığıydı. Yeni açılımların içi,

beslenen köklerinden arınmış, halsiz bir karamsarlıkla tavırlarını almaktan başka bir olanağı

yokmuşçasına kararlı ve her daim çelişikti. Karanlıkta uykuydu bizi çözümsüzlüğümüzden

bir anlık da olsa ayırabilen. Hala daha geçen yılların yarattığı iyileştirici şoklara binaen

ayaktayız, kalkmaya hiçbir vakit kuvvet bulamayacak hasta bir adamın yatağında uzandığı

kadarıyla sahibiz bu dünyaya, yanı başımızdan kayıp giderken, gözümüzün önünde bütün

umutlar söndürülürken. Ilık akşamlar, en çok faydayı sağlayacak olması için yaratılmıştı.

Olgular ise birbiri ardınca, Tanrı vasıtasından bihaber, kendi hallerinde kalmaları için. Her

şey bir düzen içindeydi. Görüntüler tek gerçekti, akıl safsata üstüne kurulu kalmış bir

kumarbaz, yalnızca olasılıklar hesaplamaya yarasın. Gelecek geçmişten her vakitte daha

önemli olacaktır çünkü, değil mi?

Tinsellik, üstünü örtmüş uykuya dalmış. Filmler, hasretten dem vurup duyguları yatıştırır,

kılık kıyafet statü olur. Her şeyin düzeni vardır. Her şey mantıklıdır. Gelecek bir kitaptır,

matematik ise peygamberi. Vahyin indiği anda, kapıda geçirecek müritleriyle oluşmuş yeni

dinimiz, en içten dilekleriyle altın çağını kutlar.


En sevdiğim ne o ne de buydu. Çelişkilerimdi, hayallerimdi, yalanlarımdı. Kaçış imkanını her

daim bulundurmaya gayret etmek, yeni bir kapının her zaman var olduğunu hatırlamaktı.

Uykusuzluğun getirdiği sıkıntılarla baş etmekti bütün gün, sevmediğim şeyleri sevdiğin

şeyler hatırına yapmaya kanaat göstermekti. Artık sevdiklerimiz kalmadı, sevgi bir cinayet.

Tinsellik üstüne yazılmış ve kahramanca yazıtlarımızdan daha uzak olduğu bir tarihi

bulmakta zorluk çekmek, tek gerçek oldu. Bilme merakından doğan, çıplaklığa erişim gibi,

ahlaki bir sonuçtan daha fazlasıydı, onların göremediği buydu. Tekdüzelikten sıyrılmak için

binlerce icat yapıldı, zamanlarının insanlarının saf merakla yaptıkları, tinsellikle yaptıklarının

tinselliği, en vahşi duyguları yok etmek üzere var olacağını önceden bilecek kimse yoktu.


Felaketlerden kurtulduk saydık kendimizi, binalarımızı sağlam yaptık, ama ya zihinlerimizi?

Korkumuzdan her şeyi öğrendik, hiçbir şeyi öğrenemediğimizi ise hiçbir zaman

öğrenemeyeceğiz. Kibrimizi de, asalaklığımızı da, kendimizi de. Ve bu ruh denen, her gün

daha sefalet ve açıkla sınanacak, Tanrı var ettiği düzenin sıradanlaşmasından bizi koruyordu,

dizginler artık yerlerinden koptu. Tanrıyla aşık atmamızın meyvesi, elbette bir gün yenecek.

Merak ettiğim, o günde kimler satılmış ruhunu düşünecek, kimler direkt kellesini havaya

uçuracak, yalnızca budur.


Uğruna sayısız savaş verdiğimiz özgürlüğümüz nasıl bir halde? Dehlizlerde kendi kaderine

tayin edilmiş bulunmakta, zaten çelişkisi de buydu, insan olarak onu bu kadar sevmemizin

sebebi. Üstün zekalarımız, vahşiliğe duydukları kaçınılmaz korkudan olacak, onun bir kural

olduğunu ifade ettiler. "Bir kişinin özgürlüğü, başkasının özgürlüğüne girdiği an biter.".

Ahlak kurallarımızı taşımamız gerekiyordu, ahlak da bir korkuydu. Birbirimize olan

acımasızlığımızı göstermek üzereydik her zaman çünkü, herkes herkesin kötülüğünü

istemekte hiçbir zaman tereddüt etmemeliydi. Kolay olmalıydı her şey, ezberleyip

geçilmeliydi. Hayatla ne kadar alakası olduğu, onun verimi ölçütünde belirlenecek bir şeydi.

Tatmin etmişlerdir eminim ki, hükmetmeyi cümle alemden fazla istemişlerdi"

 
 
 

Yorumlar


© Copyright

© 2023 by Turning Heads. ODTÜ Genç Yazarlar Topluluğu

bottom of page