YİRMİNCİ SONBAHAR
Sabahı, akşamı kızıl mı kızıl bir yüz.
Salına salına gelmekte, vakti ermiş güz.
Süzüle süzüle dökülen yapraklarda kendini görürsün.
Kalamasan da kendini, maziye götürürsün.
Acele adımlarla çatırdayan yapraklar ezilir.
Kıpır kıpır için, geçmişten hüzünlerle bezenir.
Apansız nahif bir ağlayış gibi yağmur çiseler.
Keşke ıssız ruhlarda yüce duyguları bilseler.
Ansızın kaplar içini bir hüzün ki tupturuncu.
Bu yirminci sonbahar, ne beşinci ne onuncu.
Dersen ki “Sahi, hüznün turuncusu mu olur?”
Gizlisi de olur apaçığı da, turuncusu da olur sonuncusu da.
Yeşilleri yitiren ağaçları izlemek keyfi bambaşka.
Sanki dalmak uçsuz bucaksız, ebedi bir aşka!
Engin ufka gözün değerse, en derine dal ki hakiki yaşa!
Sana uğrarken bahar rüzgarları, kal kendinle baş başa!
O rüzgarlar ki taklit eder sonbaharın derin nefesini.
Uğuldayıp bağırsa da, sonunda keser gür sesini.
İçin buruk hislerle dolar da ararsan güz güneşi,
Gel gör ki doğar elbet, kızıl seherde bahar güneşi!
Güz karanlığı sarmışsa içini, şüphesiz tez gelir ışığı.
Kendine sormalı yine de “Gönül hangi güzelin aşığı?”
Aldanır sıcaklara gönüller. Anlamaz “Mevsim nerede?”
Bilmez ki güz çetin kışı saklar, emin bir yerde.
Nice kuş göçmüş bu sonbahar. Göçer mi sevda kuşları da?
Yaşanmışlara katar elbet gönül, yirminci sonbaharı da.




Yorumlar