Varolmanın Karşı Konulmaz Hafifliği
Bir yükselip bir alçalan ritmik bir ses, kulaklarını sağır edercesine durmadan çalmakta. Simsiyah,
hiçbir şey hissettirmeyecek kadar soğuk bir okyanusun ortasındasın; dalgalar sesin ritmine uygun
şekilde titremekte. Nereye doğru ilerlersen ilerle, sonu gelmeyecek gibi hissetmekten kendini
alıkoyamıyorsun. Zaman kavramından bihaber olsan da burada fazla vakit geçirmeyeceğini
hissedebiliyorsun minik.Burası neresi mi?Olduğun yer önemli değil,önemli olan dışarıda seni
sabırsızlıkla bekleyenlerden bihaber şekilde; olup olabileceğin en günahsız, en masum yerde
olman.
Dediğim şeyleri anlamaman çok doğal, minik. Tez vakitte etrafında bir et yığını hissedecek, o et
yığınının alt kısmına bir darbe yiyeceksin. Ciğerlerinden dışarıya çıkmak için sabırsızlıkla
kıvranan nefesin de anlam veremeyecek dışarıda olanlara. İşler yolunda gitse avazın çıktığı kadar
bağıracak, haykıracak ve ağlayacaktın lakin; ne ağlayacak ne de tepki vereceksin. Meraklı
gözlerle bakacaksın etrafa sadece. Sende… Sende ters giden bir şeyler olabilir, bundan emin
değilim. Sen de emin olamayacaksın. Ne dersin, kaçınılmaz olanın, dışarı çıkmanın vakti
gelmedi mi?
Ne demek hiçliği bilmediğin dehlizlere atılmaya tercih edersin,ağzından çıkanları kulakların
duyuyor mu?Hiç merak etme minik, varlığının tesellisi hiçlik olacak buraya dönmek
istemeyeceksin.Hatta elinden gelen her şeyi yapacaksın dönmemek adına. Sana her minik
dediğimde öyle bakmayı kes böyle söylemem seni rahatsız etmemeli aksine minik olmaya sıkı
sıkı tutunman gerek.Çünkü dışarı çıktığında da minik olacaksın. Çünkü dışarıdakileri görebilmen
için onların senin seviyene kadar küçülmeleri, miniminnacık olmaları gerekecek. Başlarda bu
durumdan rahatsız olmayacak aksine yabancıların sana gösterdiği özel ilgi ve samimiyetle
böbürlenip duracaksın.Asıl sorunu sürünmeyi bırakıp dikleştiğinde fark edeceksin hâlâ
miniksin.Çünkü miniksin işte! Artık senin seviyene inmeyecekler; sen zıplamak, sesini
duyurmak zorunda kalacaksın. Küçücük bir tepki için bile şekilden şekle girecek, türlü
haylazlıklar yapacaksın. Karşılığında bir cevap, belki de bir bakış alabilmek için yapmadığın şey
kalmayacak. Söyle şimdi, minik olmayacaksın da ne olacaksın?
Cesur olmak mı? Güldürme beni,tam aksine… Çok korkak olacaksın minik. Her şeyden
korkacaksın;yanında yatan insanı tanımama korkusuyla yatağından firladığında senin aslında ne
kadar korkak olduğunu görmesinden camdan dışarı doğan kızıl güneşe baktığında gökyüzünün
üstüne çökmesi korkusuyla tir tir titreyeceksin. Okyanuslara girdiğinde, kulaçlar atarken aklında
dönen tek şey korku olacak. Kızgın kumlara çıkıp güneşe bakarken kıvranıp duracaksın. Adına
taşıt dedikleri tonlarca ağırlıktaki metal yığınlarında tutunabildiğin ilk yere sıkı sıkı tutunacak,
aklından korkudan başka bir şey geçmeyeceğine hayretler edeceksin.
Tabii ya o kadar korkak olacaksın şaşma! Sende bir şeyler ters derken öylesine konuşmuyordum.
Bu kadar korkak olsan bile ilginç bir şekilde acı duyduğunda haykırarak, gözyaşlarınla cevap
verecek; yapılan alçaklıklara öfkeyle, iğrençliklere tiksinti duyarak tepki göstereceksin. Hayatta
olmanın, dışarıda olmanın yegâne yolunun bu olduğuna inanacak; tekrar tekrar yanacak, lanetli
olduğuna inanacaksın.
Keşke büyük bir lanetten ibaret olsaydı… Önce lanetli olduğuna inanacak; ciğerlerinden çıkmak
için sabırsızlanan nefesine hâkim olmaya çalışacak, ağzını büyük bir eforla farklı farklı
şekillerde kullanacak, çıkan o zehirli siste büyük bir hikmet olduğuna kanaat getireceksin. Bütün
bir dünyaya zehirli dumanını salacak, her yeri o gazla kaplama fikriyle yanıp tutuşacaksın; bu
çabaların biraz bile olsun meyvelerini verdiğinde sisin pusların içinden benim sesimi tekrar
duyacak;seçilmiş, hatta çok kutsal bir göreve layık görüldüğünden adın gibi emin olacaksın. Bu
inanç o kadar kuvvetli olacak ki bir anlığına da olsa minik olduğunu unutacaksın; ta ki nefesinin
tükenebileceğini fark ettiğin o an gelene kadar işte o zaman her ileri atılıp iyilik ve hayat
hakkında yaptığın demeçler bir anda kesilecek gözyaşların donacak durgunlaşacaksın…
Sonrasını anlatmam için acele ettirme minik vaktimiz yok! Bak işte,o statik bir ses artık seni
içine çekmek için şevkle beklemekte!Meraklı şefkatli bakışlar o minik vucüdunu süzmekte
göğsünde çok steril bir tokat ciğerlerinde debelenen yaşam istenci “Vursana kızım vur
ağlayacak” “Ağlamıyor doktor bey zaten çok küçük” “Elini korkak alıştırma!Göğsüne vurmayı
dene göğsüne,doğmaktan utanılır mıymış? Hah şöyle”
—Allah’a şükür nurtopu gibi inatçı bir çocuğunuz oldu.
— Ne kadar da tatlı bir şeysin sen!Baksana bey ne kadar da meraklı gözlerle bakıyor; biraz daha
zorlasa ne konuştuğumuzu anlayacak sanki.
— Saçmalama hanım, gözleri ne kadar pörtlek görmüyor musun? Ne idüğü belirsiz bir minik
böyle bu? Ağlamadı da.




Yorumlar