top of page

Varolmanın Karşı Konulmaz Hafifliği

11 saat önce
3 dakikada okunur

Bir yükselip bir alçalan ritmik bir ses, kulaklarını sağır edercesine durmadan çalmakta. Simsiyah,

hiçbir şey hissettirmeyecek kadar soğuk bir okyanusun ortasındasın; dalgalar sesin ritmine uygun

şekilde titremekte. Nereye doğru ilerlersen ilerle, sonu gelmeyecek gibi hissetmekten kendini

alıkoyamıyorsun. Zaman kavramından bihaber olsan da burada fazla vakit geçirmeyeceğini

hissedebiliyorsun minik.Burası neresi mi?Olduğun yer önemli değil,önemli olan dışarıda seni

sabırsızlıkla bekleyenlerden bihaber şekilde; olup olabileceğin en günahsız, en masum yerde

olman.


Dediğim şeyleri anlamaman çok doğal, minik. Tez vakitte etrafında bir et yığını hissedecek, o et

yığınının alt kısmına bir darbe yiyeceksin. Ciğerlerinden dışarıya çıkmak için sabırsızlıkla

kıvranan nefesin de anlam veremeyecek dışarıda olanlara. İşler yolunda gitse avazın çıktığı kadar

bağıracak, haykıracak ve ağlayacaktın lakin; ne ağlayacak ne de tepki vereceksin. Meraklı

gözlerle bakacaksın etrafa sadece. Sende… Sende ters giden bir şeyler olabilir, bundan emin

değilim. Sen de emin olamayacaksın. Ne dersin, kaçınılmaz olanın, dışarı çıkmanın vakti

gelmedi mi?


Ne demek hiçliği bilmediğin dehlizlere atılmaya tercih edersin,ağzından çıkanları kulakların

duyuyor mu?Hiç merak etme minik, varlığının tesellisi hiçlik olacak buraya dönmek

istemeyeceksin.Hatta elinden gelen her şeyi yapacaksın dönmemek adına. Sana her minik

dediğimde öyle bakmayı kes böyle söylemem seni rahatsız etmemeli aksine minik olmaya sıkı

sıkı tutunman gerek.Çünkü dışarı çıktığında da minik olacaksın. Çünkü dışarıdakileri görebilmen

için onların senin seviyene kadar küçülmeleri, miniminnacık olmaları gerekecek. Başlarda bu

durumdan rahatsız olmayacak aksine yabancıların sana gösterdiği özel ilgi ve samimiyetle

böbürlenip duracaksın.Asıl sorunu sürünmeyi bırakıp dikleştiğinde fark edeceksin hâlâ

miniksin.Çünkü miniksin işte! Artık senin seviyene inmeyecekler; sen zıplamak, sesini

duyurmak zorunda kalacaksın. Küçücük bir tepki için bile şekilden şekle girecek, türlü

haylazlıklar yapacaksın. Karşılığında bir cevap, belki de bir bakış alabilmek için yapmadığın şey

kalmayacak. Söyle şimdi, minik olmayacaksın da ne olacaksın?


Cesur olmak mı? Güldürme beni,tam aksine… Çok korkak olacaksın minik. Her şeyden

korkacaksın;yanında yatan insanı tanımama korkusuyla yatağından firladığında senin aslında ne

kadar korkak olduğunu görmesinden camdan dışarı doğan kızıl güneşe baktığında gökyüzünün

üstüne çökmesi korkusuyla tir tir titreyeceksin. Okyanuslara girdiğinde, kulaçlar atarken aklında

dönen tek şey korku olacak. Kızgın kumlara çıkıp güneşe bakarken kıvranıp duracaksın. Adına

taşıt dedikleri tonlarca ağırlıktaki metal yığınlarında tutunabildiğin ilk yere sıkı sıkı tutunacak,

aklından korkudan başka bir şey geçmeyeceğine hayretler edeceksin.


Tabii ya o kadar korkak olacaksın şaşma! Sende bir şeyler ters derken öylesine konuşmuyordum.

Bu kadar korkak olsan bile ilginç bir şekilde acı duyduğunda haykırarak, gözyaşlarınla cevap

verecek; yapılan alçaklıklara öfkeyle, iğrençliklere tiksinti duyarak tepki göstereceksin. Hayatta

olmanın, dışarıda olmanın yegâne yolunun bu olduğuna inanacak; tekrar tekrar yanacak, lanetli

olduğuna inanacaksın.


Keşke büyük bir lanetten ibaret olsaydı… Önce lanetli olduğuna inanacak; ciğerlerinden çıkmak

için sabırsızlanan nefesine hâkim olmaya çalışacak, ağzını büyük bir eforla farklı farklı

şekillerde kullanacak, çıkan o zehirli siste büyük bir hikmet olduğuna kanaat getireceksin. Bütün

bir dünyaya zehirli dumanını salacak, her yeri o gazla kaplama fikriyle yanıp tutuşacaksın; bu

çabaların biraz bile olsun meyvelerini verdiğinde sisin pusların içinden benim sesimi tekrar

duyacak;seçilmiş, hatta çok kutsal bir göreve layık görüldüğünden adın gibi emin olacaksın. Bu

inanç o kadar kuvvetli olacak ki bir anlığına da olsa minik olduğunu unutacaksın; ta ki nefesinin

tükenebileceğini fark ettiğin o an gelene kadar işte o zaman her ileri atılıp iyilik ve hayat

hakkında yaptığın demeçler bir anda kesilecek gözyaşların donacak durgunlaşacaksın…


Sonrasını anlatmam için acele ettirme minik vaktimiz yok! Bak işte,o statik bir ses artık seni

içine çekmek için şevkle beklemekte!Meraklı şefkatli bakışlar o minik vucüdunu süzmekte

göğsünde çok steril bir tokat ciğerlerinde debelenen yaşam istenci “Vursana kızım vur

ağlayacak” “Ağlamıyor doktor bey zaten çok küçük” “Elini korkak alıştırma!Göğsüne vurmayı

dene göğsüne,doğmaktan utanılır mıymış? Hah şöyle”


—Allah’a şükür nurtopu gibi inatçı bir çocuğunuz oldu.


— Ne kadar da tatlı bir şeysin sen!Baksana bey ne kadar da meraklı gözlerle bakıyor; biraz daha

zorlasa ne konuştuğumuzu anlayacak sanki.


— Saçmalama hanım, gözleri ne kadar pörtlek görmüyor musun? Ne idüğü belirsiz bir minik

böyle bu? Ağlamadı da.

 
 
 

Yorumlar


© Copyright

© 2023 by Turning Heads. ODTÜ Genç Yazarlar Topluluğu

bottom of page