Kimsesizler
Kimsesizler yurdundaymış gibi hissettiren bir hayâsız geceydi, solgun ve yalnız bir ruha ağır
gelen. Yan odanın gürültüsü filtresizce kendi kulaklarına ulaşırken kontrol etmeye çalıştığı
duyguları karmaşasına bir de bu sebeple öfke eklenmesin diye uğraşıyordu. Kuş tüyü gibi
hafif hissettirmesini istediği fakat hâla beton gibi hissettiren yatakta başlığa yaslanmış,
dizlerini kendine çekmiş, gözlerini kapatıp dış dünyadan izole etmeye çalışıyordu kendini.
Tekrardan ve tekrardan; yalnız, ıssız, başka bir dünyaya mahkum edilmiş hissetmenin beyin
bozan ağır büyüsünden kurtulmaya çalışıyordu. Artık pişmanlıklarıyla harmanlanmış hayatı
bir liste şeridi olarak beyninde oynatılırken yüzünü dizlerine daha çok gömüyordu, bir yere
yok olabilecekmiş gibi...
Bir dize örüntüsüz ve aceleci kapı tıklatma sesi, saniyeler kaybetmeden yankılı bir gıcırtıyla
açılan oda kapısı...
Kalbinin ritmini hızlandırmasa bile bir mil değiştirdiğinden emin olduğu saniyede başını
kaldırma hamlesini yapabilecek kadar aklını çalıştıramamıştı. Kimsesi olmayan birine göre,
kim olduğuna dair yeterince iyi bir tahmini vardı.
Bu tahminse kalbinin ritminin bir milim bozulmasına neden olan sebebini bilmediği korkuyu
getirmişti beraberinde...
Bir kaç rahat adım seslerini idrak etmeye vakit bulamamıştı ki,
“Kimler kimler ağlıyormuş yine?”
Ses tonunda üstü hafif alayla örtülmüş bir sevgiden doğan merak ve endişe vardı. Ama tabi
bunu kendisi de dahil kimse farkedememişti. Onun farkedilmeyen bu duygu karmaşasının
yanında yataktaki beden kulaklarına ulaşan tok sesle donakalmış gibi hissediyordu. Zaten
tahmin etmişti ama doğrulamak... hiç iç açıcı bir gerçek değildi.
Ve o daha ne yapacağını bilemezken hatta bunun üzerine düşünmeyi bile akıl edememişken
oturduğu yatağın sağ tarafının çöktüğünü hissetmesiyle başta şaşırmış; daha saniyeler
geçmeden sırtında, güven vermesi amacıyla koyulan eli, yumuşak bir baskı ile hissetmesiyle
nefesi sekteye uğradı. Az önceki donakaldım sandığı halinin aslında şuan katbe kat gergin
halini hissetmesiyle sanki ürkek bir ceylana dönmüştü. Temas sanki bir anlığına hiç olmaması
gereken yasaklı bir anmış, günahmış gibi hissetmişti...
“Titriyorsun mesela. Kim korkuttu seni? Yoksa karanlıkta canavar falan mı gördün?”
Diye sordu uzun siyah saçlı, elinin altında kaskatı kesilen bedeni hissedince.
Karakteri yapısıyla ciddiye alamadığı konulardan biriydi aslında ama içindeki garip ama son
zamanlarda alıştığı sadece elinin altındaki titrek bedene karşı hissettiği hafif merak ve endişe
duygusunu derinlerde bir yerde görmezden gelip küçüğü süzdü. Cevap vermesini
beklemiyordu zaten ama bu gelmeyince yine d.e sinirinin bozulmayacağı anlamına
gelmiyordu. Herkes tarafından itaat edilen biri olarak; yok sayılmak, görmezden gelinmek
onun için yabancı ve iğrenç hislerdi.
Oysaki yanındaki bedenin işe hayatı boyunca maruz kaldığı duygulardı bunlar...
Sırtındaki el yavaş olmaya dikkat etmeksizin yukarı kaydı ve boynunun üzerinde saçlarını
buldu. Bu ise onun artık gözlerini sıkıca yummaktan başka bir şey yapamamasına neden
olurken bir süre duraksamanın ardından saç tutamlarını hafifçe kavrayan parmaklar onları geri
çekti. Başını kaldırması için acı vermekten uzak bir uyarıydı. Bilmese, anlamasa bile
hissetmişti. Ve bu da kontrolü dışında refleksif olarak itiraz edemeden hareket etmesine sebep
oldu. Belki de sadece saçının acımamasını isteyen zihninin basit bir savunma tepkisiydi. En
azından öyle umuyordu...
Ve yüzünü gömdüğü karanlıktan çıktığında göz kapakları açılmak için direndi bir süre. Göz
pınarlarında birikmiş bahtsız gözyaşlarının yumuşatmasıyla anca dünyaya dönebilmişti. Sanki
uykudan uyanmış gibiydi. Hatta daha doğrusu içsel ölümünden tekrar dirilmiş gibiydi. Ve bu
his içinde bir yerde bir titremeye sebep olurken saniyeler sonra gözlerine ulaşan gözler de
nefesini sayamadığı kez tutmasına sebep oldu. İstemiyordu. Kesinlikle istemiyordu. Yanlış
hissettiren karşısındaki kişiyle bunca karışık hislerden, zihin karmaşalarından sonra...
bilmiyordu.




Yorumlar