Genel Bir Yolculuk
- Enes Yazıcı
- 1 gün önce
- 3 dakikada okunur
Ağzına bir dolu bir metro; görünmez insanlar ve kimsenin tutunmadığı "tutamaçlar"... Bir de
yanımda ne idüğü belirsiz, şekilsiz şemalsiz bir demir boruya yaslanmışım; ama soğuğu ne
güzel be! Şu mikrop yuvası, insanın içini soğutan, 3-5 saniyeliğine de olsa o iğrenç sesiyle
şarkı söyleyen dilenci kızı unutturan bu demir boru olmasa;çekilmez bu medeniyetin hem
maddi hem de manevi olarak en alt katmanında bulunan teneke kutu... Ama en azından bu
teneke kutunun içerisindeki kimse, gözlerimden düşen damlacıkları görmüyor.
Ben de görmek istemezdim zaten; dağlar, perdeler, duvarlar çeker ama yine görmezdim o
mahlukatı. Şehirli olmak bunu gerektirir hocam; sefillikten de sefilden de iğreneceksin. Velev
ki sefilsen de en iyi şekilde gizleyecek pavyonlar, takımlar, büyük partiler içerisine gireceksin.
Şu yanımdaki dayı gizli sefillerden, belli; takımların içerisine girmeyi öğrenmiş ama teneke
kutu içerisinde uyunmayacağını öğrenememiş. Ağzının kenarında Ulus'ta yediği dönerin sosu,
domuz misali bir soluma... Eh be hocam! Bari üstüne dökmeyeydin. Hadi üstüne döktün; şu
80'lerde üstün memura yalvar yakar "Beyim etme nolur, bir pantelonu bir pabuçu çok görme,
gözünün yağını yiyeyim emi, donuyoruk etme," diyerekten aldığın takıma dökmeseydin be
dayı.
Hafif biraz çaprazımdaki yere oturmuş güzel hanımefendiye bakıyorum, bir de şu dayıya. Bu
hanımefendinin yere oturmasının yegâne sebebi efektif olmaktır. Peki bu dayı efektiflik
namına bir şeyler yapmaya kalkışırsa? İşte o düpedüz sefilliktir. Kızılay'a ne kadar kalmış
diye onun bunun ötesine, sanal kırmızı noktaya bakmaktan ayılacağım yeminle. Cepteki bir
şişe Kulüp Rakı da bitti; keyif kaçırmaya hiç gerek yok ama hocam.Birinin doğum günüymüş,
ismi cismi lazım değil işte; onun bir arkadaşı "Alkoller benden," demiş. Akan sular durur bu
lafa! Sefilliğimi gizlemek için atamayacağım takla yok; şu üstümdeki benliğimi bile gizleyen
paltodan tut, evsiz birinin —tabii ki onun hayrına— alkol şişesini çalmaya kadar.
Arkadaş şöyleymiş böyleymiş, şunları yapmış bunları yapmış... Neyime? Ben alkolüme
bakarım. O inandığı büyük ütopyalardan, hayallerden az biraz bahseder, bir şeyler geveler;
ben de keyfime bakarım. Sadece şu ismine fikir demeye bile tenezzül etmeyeceğim sağ-sol
alaşımı, ulusalcı-sosyalizm bir şeyler savunuyormuş eleman; dayanamadım düsünürken
bastım kahkahayı. Ne edeyim hocam, bu kadar da sefillik olmaz ki!
Düşüncelerim ya da kahkaham yeterince sesli olacak ki dayı 40 yıllık kış uykusundan uyandı.
Gözlüğünün —gözlük demeye bin şahit lazım, iki cam parçasını tutan ipince bir metal—
arkasından gözlerini, Mars'ta bir krater keşfetmiş de çözünürlüğünü ayarlıyormuşçasına uzun
uzun açıp kıstı. Marsta değiliz dünyadayız dayı!
— Yahu az dikkat etsene sesine genç. Millet var, uyuyan var, biri işinden gelmiş az saygı.
— Ne diye saygı dayı?
— Ne demek niye yav? Büyüğüne, deden yaşındaki adama hürmetten, saygıdan...
— Yani "Genel"?
Dayı, "genel" lafının altında yatan derin anlamı anlamamasından mıdır yoksa nefesimdeki
iliklere kadar hissedilen o anason kokusunu aldığından mıdır bilmem; sağına soluna bakınıp
bana doğru bir "Tövbeestağfurullah" çekip homurdanmaya başladı. Bir cıgara tellendirmek
icap eder artık, kaç durak kaldı zaten. Hanımefendi de indi. Şöyle bir göz ucuyla şey ettim de,
saati görünce fark ettim; yahu bu doğum günü merasimi Kızılay'da barda ama saat kaçta?
İnternetim de yok, bir tatlı sıcaklık bastı beni. Dayının alkollü nefesimi en çok alacağı şekilde
telefonu cebimden çıkardım ben de kaşınıyorum ha; saat daha öğlen iki be!
— Dayı, bir baksana.
Dayının bu hareketleri beni deli ediyor; bir insan nasıl bu kadar hızlı kestirmeye dönebilir?
Gören de sanacak 20 senedir Cumhuriyet'i muhafaza etmekten sorumlu. Sesi bıkmış bir
şekilde:
— Buyur evladım, dedi.
— Dayı şimdi benim internetim yok, Kızılay2da ineceksen az kullanayım yolda kalmayayım
ha? Nerede inecen?
Dayı bir bana baktı, bir üzerimdeki paltonun Rakı'dan mütevellit şişkin kısmına... Birbirine
girmiş, asırlardır kesilmemiş, az bile olsa özen gösterilmemiş sakallarını okşayıp tek bir laf
etti:
— Genel, evladım.
Ne demek yahu genel? Başımdan aşağı kaynar sular döküldü yeminle. Dayı benimle kafa mı
buluyon? Susuzluktan kurumuş boğazımı temizleme zahmetinde bulunmadan atıldım:
— Ne demek ha dayı "genel" O ne demek "genel", ha?
Her ha dediğimde yüzüm şekilden şekle giriyor,kaşımın bir teki kalktıkça kalkıyor dayının
üstüne istifra etme isteğim katlanıyordu.
— Öyle evladım, beğenemedin mi? Gezip duruyoruz işte.
Sefillik tamam, aylaklık tamam ama hem sefil hem de aylak olmak? Doğum gününü de
Kızılay'ı da alkolünü de yemişim; şu dayıyı ilk indiği durakta kafasına geçirmek icap eder şu
Kulüp şişesini. Sefilliğine son verip cesedini almaya gelenleri kovmalı; sefillik şehrimizin
neresindeyse kutsal ritüellerle sonlandırmalı. Yoksa bunlar bizden yüz buluyor. Şu teneke
kutuya beleşe binemese yediği at etli dönerinin yanındaki büyük ayrandan vazgeçer mi bu
sefiller? Nerede!
Bir sonraki istasyon: Kızılay... Sesi, aklıma yine alkolü getirdi. Ne güzel şey be içmek, hem
de beleşe içmek! Şu önümdekileri ite kaka çıkıp daha yürüyen merdivende gökyüzünü
görmeden bir cıgara tellendirmek lazım. Saatmiş, internetmiş... Önce cıgara hocam.




Yorumlar