top of page
Ara

Dilemma

​Hayat denen bu tuhaf tiyatronun provasında takılı kaldım; ne sahneye çıkıp rolümü oynayabildim

ne de salonu terk edecek cesareti bulabildim. Herkes gibi olmayı bir yenilgi, kendim olmayı ise

uçsuz buçaksız bir kimsesizlik saydım. Bir yanım bu ağır melodramın artık bitmesini isterken,

diğer yanım hiç dokunamadığım tenlerin, hiç gidemediğim şehirlerin, hiç atamadığım

kahkahaların yasını tutuyor.


​Bir dilemmanın ortasında, kendi kendimin failiyim. Ne her şeyi olduğu gibi bırakacak kadar

umursamazım, ne de bir şeyleri değiştirecek kadar inatçı. Kendi inşa ettiğim o yüksek kulede,

pencereleri sımsıkı kapatmış bir kurban gibi kurtarılmayı bekliyorum. Ama biliyorum ki; bu

kulenin anahtarı en başından beri benim avucumun içindeydi ve kimsenin gücü, benim kendime

olan tutsaklığımı çözmeye yetmez. Güvenli limanımın uyuşturucu rahatlığı ile öteki kıyıların

vahşi merakı arasında sıkışıp kaldım. Belki de bu, yaşamaya cesareti olmayanların, kendi

hayatına seyirci olanların dilemması.


​Kendi mağaramın rutubetli karanlığında, güneş ışığına çıkmaktan korkarak yaşıyorum . Bildiğim

cehennemi, bilmediğim cennete tercih ediyorum yani. İçim dipsiz bir kuyu gibi... Yukarı

çıkmaya çalışıyorum ama ipim kısa kalıyor. Zaten kimsenin beni yukarı çektiği de yok. Ama

"kendine yetme" masalından en çok, hep kendi başının çaresine bakmış olanlar yorulur.


"Ben yapmazsam kimse yapmayacak" cümlesi, bir güç gösterisi değil, kimseye yük olmamaya

çalışırken en çok kendine yük olmaktır aslında.


​Oysa insan, o karanlık mağarada kendi isteğiyle kalsa bile, en azından ona fener tutup gözlerini

ışığa alıştıracak birini arıyor. Biliyorum, kimse kimsenin yara bandı olmak zorunda değil, eğer

yarayı açan o değilse...Ama insan bazen sığınacak bir liman, tutunacak bir dal, bütün gemileri

yaktığında onu kıyıda bekleyen birini arıyor. Bütün bu sevilme telaşımız, bu bitmek bilmeyen

aidiyet arayışımız da buradan gelmiyor mu?


​Belki de Peter Pan gibi büyümeyi reddettik, belki de aşk masallarının o sahte kurtarıcılarına

inanacak kadar çaresizdik. İçimizdeki o devasa boşluğu gündelik telaşlarla, anlamsız gürültülerle

dolduruyoruz. Oysa biliyoruz: Günün sonunda, o boşluk yine bizi yutacak. Çünkü bazı boşluklar

doldurulmak için değil, insanı içten içe tüketmek için vardır.


​Bu, hayatı bir türlü kıvıramayanların, eşikte bekleyenlerin, tüm heveslerini yitirmiş olanların

dilemması. Hala nabzı atarken, gerçekleşmemiş ihtimallerin hayaletleriyle beraber çoktan kendi

yasını tutmaya başlamış olanların...

 
 
 

Yorumlar


© Copyright

© 2023 by Turning Heads. ODTÜ Genç Yazarlar Topluluğu

bottom of page