top of page
Ara

Ben

Ağlama, dedi.

Ağladığını o sırada fark etti. Ağlamaya ne zaman başladığını hatırlamıyordu ama zihnindeki sesle birlikte ağlaması artmaya başladı. Gözlerinden yaşlar ardı arkası kesilmeden akıyordu. Haykıra haykıra ağlama isteğini, nedenini bilmeden içinde tutuyordu.

Ağlama, dedi tekrar.

Çevresindeki ağaçlara bakarken o kadar kolaysa sen ağlama, diye düşündü. Niye ağladığını bilmiyordu. Bunu nasıl durduracağını da. Tek hissettiği midesinde bir boşluktu, o boşluk ona ağlamaktan başka hiçbir şey seçenek olmadığını düşündürüyordu. O boşluğa sebep olanın ne olduğunu bulmaya çalıştı. Bilmiyordu!

Birbirine bastırdığı dudakları giderek sıkılaşırken yüzünden süzülen yaşlar çenesine oradan da kıyafetine akıyordu. Sorun yok, diye bir düşünce fırladı zihninden. Var, diye düşündü. Sorun olmasa ağlar mıydı? Ağlaması tekrar şiddetlendi. Bu sorunun cevabını bilmiyordu, ağlar mıydı?

Ağlarsın, cevabı geldi zihninden.

Sinirli olduğunda da ağlarsın, kendini yeterince iyi anlatamadığını düşündüğünde de…

Gülme isteği geldi bir anda ama bunun nedenini biliyordu. Kesik kesik gülerken, bunun nedeni histeri diye düşündü. Bilmiyordu. Olduğu yeri, üzerinde niye bu kıyafetler olduğunu, niye yere çökmüş ağladığını ve hatta çöküp kaldığı yerin neresi olduğunu… Bakışlarını çevresinde gezdirdi, çimenlik bir alanın ortasındaydı. Bulutlarla kaplanmış gökyüzünün altında yazlık şort takımıyla yapayalnız bir şekilde oturmuş, ağlıyordu.

Bunu niye yaptığını bulmaya çalıştı. Zihninde birkaç düşünce oluşmasını bekledi: nedenler, anılar… Hiçbiri yoktu, sanki kocaman bir karanlığın içinde yürüyüp duruyordu. Birden bu karanlıkta ne bulmayı beklediğini bilmediğini fark etti. Ağlamasına eşlik eden isterik gülüşleri tekrar başlarken asıl sorması gereken soruyu fark etti: Kim olduğunu.

Sorun yok, dedi karanlıktan gelen ses. Kendini berbat hissettiğini biliyorum ama geçecek, söz. Sana seni anlatmak için buradayım. Yalnız değilsin.

Hafifçe burnunu çekerken gerçekten mi, dedi o karanlığa. Bunu yapabilir misin?

Bunu benden iyi yapabilecek kimseyi bulamazsın, dedi ses büyük bir kararlılıkla. Çünkü ben senim. Unuttuğun senim.

“Unuttuğum ben.” diye mırıldandı hafifçe. “En sevdiğim renk ne?”

Mavi

“Peki ya en sevmediğim?”

Pek yok, renkleri çok seversin ama en az kullandığın renk kahverengi olurdu sanırım. Senin için fazla cansız durduğunu düşünürsün.

Dudaklarına ufak bir gülümseme yerleşti. Kendini o an tam olarak böyle hissetmese de hayat dolu olduğunu içten içe hissediyordu. Gözünde, soruyu sorarken capcanlı renkler belirmeye başlamıştı. Ağlamasının azaldığını fark etti, içindeki boşluk yavaş yavaş kapanıyordu. Büyük bir açgözlülükle unuttuğu kendisiyle ilgili yeni sorular sormaya başladı.

“Kitap okumayı sever miyim?”

Çok, özellikle de geceleri gizli gizli okumayı.

“En sevdiğim kitap…”

Hiç seçemedin, dedi düşünceli bir ses tonuyla. Hep ‘Küçük Kadınlar’ ve ‘Babalar ve Oğullar ‘ arasında kaldın.

“Peki, dışarı çıkmayı sever miyim?”

Genelde.

“Saçlarımı kısa mı severim, uzun mu?”

Yazın uzun, kışın kısa. Kış aylarında uzun saçla uğraşmaya çok üşenirsin, işi çok fazla. Yazınsa böyle bir derdin yok, hatta bunu eğlenceli buluyorsun.

Aldığı her cevapla birlikte karanlığın içinde bir şimşek çakıyor, aydınlattığı yerde bir görüntü beliriyordu. Çakan şimşekleri birer birer geçti, bu sırada kendisiyle ilgili aklına gelebilecek en küçük şeyleri bile sordu. Soru aklına gelene kadar bunu bilmemesinin canını ne kadar yaktığının farkında olmuyordu. O an büyük bir acı ve öfke hissediyordu, soruya gelen cevap ise akıntının alıp götürdüğü çöpler gibi o duyguları sahilden uzaklara taşıyordu, çok uzaklara. Bir süre sonra aklına kendisiyle ilgili soru gelmemeye başladı. İşte o anda aklına geldi: O sadece kendi olamazdı. Onu o yapan başka şeyler de olmalıydı: ailesi, arkadaşları, sevgilisi…

“Hiç kardeşim var mı?” dedi ilk.

Evet, dedi ses sıcacık bir sesle. Seni genelde gıcık etse de içten içe adeta sana hayran olan bir abin var.

Zihninde çakan birden fazla şimşek vardı bu sefer. Düştüğü yerde kalıcı bir işaret oluşturan şimşekler kaybolduğunda yerini, bunların yokluğunu nasıl fark edemedim dediği görüntülere bıraktı. “Ailem, biraz da onları anlat.” dedi hevesle.

Annenin adı, Serap ve onunla çok benziyorsunuz. Bu yüzden sık sık kavga edersiniz ama kavga ettiğiniz zaman kadar da iyi vakit geçirirsiniz. Bir tasarımcının yanında asistan olarak çalışıyor. Baban, Metin, bir ortaokulda matematik öğretmenliği yapıyor. Sakin yapılı bir insan ve konuşmayı çok sever. Sen de onunla, anneni deli edene kadar boş boş konuşmaya bayılırsın.

Karanlıkta oluşan görüntülere kocaman gülümserken buldu kendini. “Arkadaşlarım?”

Bir sürü arkadaşın var ama çok yakın oldukların birkaç tane. Biri senin çocukluk arkadaşın, Su. Diğeri, aynı zamanda kuzenin olan sınıf arkadaşın Neşe. Sonuncusu da Kemal, onunla tanışalı çok olmadı ama kendini ona çok yakın hissediyorsun ve birbirinizle ilgili hemen hemen her şeyi biliyorsunuz.

“Erkek arkadaşım var mı?” diye sordu bu sefer utanarak. Şimdiye kadar sorduğu soruların hiçbirinde böyle hissetmemişti. Kendine dair hiçbir şey bilmeyen biri onu utandıracak şeyleri nereden bilebilir ki? Sanki midesindeki boşluk hissi yavaş yavaş gidiyor ve yerine kendisine ait olan duygular geliyordu.

Var diyebiliriz, adı Selim. İkiniz de birbirinizden hoşlanıyorsunuz, sadece birbirinize hiç resmi olarak sevgili olduğunuzu söylemediniz.

Ses başka bir şey söylemedi, sanırım söylediklerinin yeterli olduğunu düşünmüştü. Haklıydı, zihninde çakan şimşekler Selim’e dair anıları getirmişti bile. Ondan sonra aklına gelen bir sürü soru daha sordu. Bir süre sonra, aklına başka soru gelmemeye başladı. İşte bu sırada zihnindeki sesle ilgili bazı şeyleri fark etti. “Neden bunlar, bana veda etmeden önce verdiğin talimatlarmış gibi hissediyorum?” dedi.

Çünkü öyle, dedi ses.

“Neden?”

Nedenini biliyorsun. Ben eski senim ve artık sen, ben değilsin. İçinde bulunduğun karmaşa ve tüm o duygularla birlikte yeni bir sensin. Artık bana ihtiyaç kalmadı, hoşça kal.

“Bekle!” dedi telaşla. “Bilmem gereken her şeyi biliyor muyum?”

Karnındaki boşluk hissi yok olmuştu, neredeyse. Ama hala orada olan bir parçası vardı ve duyması gereken başka bir şey daha olmalıydı.

Benim bildiklerimin hepsini biliyorsun, diye cevap verdi ses bir süre sonra.

“Bana benim sevdiğim veya sevmediğim şeyleri söyledin, çevremi, alışkanlıklarımı. Ama bunlar yeterli mi? Ben ben miyim, emin değilim.”

Sana anlattıklarım, seni sen yapan şeyler. Sence de öyle, değil mi?

“Evet, sanırım öyle.” diye mırıldandı. Bir süre sonra ekledi: “Bunlar beni ben yapan şeyler, benim parçalarım ama özüm ne? Benim sevdiklerimi seven başkaları da yok mudur?” dedi. “Beni ben yapan şey ne?”

Zihninden gülümseyen bir sesle konuştu: Öğrendiğinde bana da söyle.

102 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

HASTANE

Naif Savaş

Yeşil -3

Comments


© Copyright
bottom of page