Yolcu
- Güneş Canımoğlu
- 6 gün önce
- 2 dakikada okunur
Sırtındaki yükün adımlarını zorlaştırması yetmiyormuş gibi, çöl güneşi acımasızca bütün
varlığını yakıyordu yolcunun. Uçsuz bucaksız bu çöl kavruluyor, ayak tabanları korda
yürürmüşçesine yanıyordu. Fakat bu kuraklığa ve ateşe aldırış etmiyordu yolcu, sırtında
taşıdığı varlığın asaletinden. Gözlerini kısmış, kendinden emin bir şekilde ilerliyordu bu
hiçliğin ortasında. Kimsecikler yoktu etrafta; ne bir ruh, ne bir beden.
Bazı hikayeler duymuştu geçmişte, insanların yolculukta gördüğü şeyler. “Serap” diyorlardı.
Yolcuları peşinden sürükleten, bütün cazibesi ve aldatıcılığyla “gerçek” kılığına bürünen
serap. Seraba aldananları küçük görüyordu bu yolcu. Bir yanılgı adına adım sarfetmek
anlamlandırılacak gelmiyordu ona. Yine de, bir yanı vardı bu serabı arayan. Yalan olsa bile
bir yanı daima bu sonsuz çölün gaddarlığını unutturacak bir serap arzusuyla sesleniyordu ona.
Ancak zamana sığmayan bu yolculukta onu devam ettiren nereden geldiği ve sadıkça sırtında
taşıdığıydı. Ona ilerlediğini gösteren tek şeyin ardında bıraktığı adımlar olduğuna inanan
yolcu, güneşin vahşetinin yerini gecenin soğuk esintisine bıraktığını fark etti. Kum
taneciklerinin ayaklarına bu kez dondurucu ısırıklarla saldırışına aldırış etmeden ağırlaşmış
adımlarla yola devam etti. Artık kamburlaşmış bedenini zorlayarak gökyüzüne çevirdi
bakışlarını. Bu karanlığın derinliklerini izledi bir süre. Sonra çöl ile sınırına çevirdi gözlerini
bu kürenin. Adımları durdu yolcunun. Her ikisi de ayırt edilemez sonsuzlukla karşısına
serilmişti. Usulca arkasını döndü. Katettiği bunca yola baktı. Hiçbir iz kalmamıştı ardında
bıraktığı, soğuk meltem silmişti ayak izlerini. Görebildiği tek şey çölün silik siluetiydi. Başı
kendi ayaklarına kaydı sonra, parçalanmış kumaş parçasından ibaret ayakkabılarına.
Yorulmuştu. Sırtındaki yükü güçlükle yere bırakıp omuzlarının serbestliğini hissetti bir süre,
sonra dondurucu kumun üzerine uzandı. Yıldızlar vardı karşısında. Onlara baktı. Yolculuk
boyu ona eşlik eden yıldızlara… Onlar da ona bakıyor muydu? Onu görebiliyorlar mıydı?
Belki gecenin kasveti konuşuyordu ama, sanki bir ölünün gözlerini andırıyordu bu yıldızlar.
Yalnızca varlardı, soğuk ve cansız.
Gözkapakları bir daha açılmamak üzere ağırca kapandı yolcunun, yalnız bir gözyaşı yorgun
yüzünün kırışıklıklarından süzülürken.







Yorumlar