Yaşanmamışlıklar
- Rukiye Nur Yurttaş
- 2 gün önce
- 1 dakikada okunur
Yaşanmamışlıklar... Hiç olmamış bir şey nasıl bu kadar canını yakar ki insanın? Hiç
yaşanmamış yalnızca zihninde, o uçsuz bucaksız hayal dünyasında var olmuş yapay
bir gerçeklik. Ah o kafamdaki küçük hayalperest sen yok musun sen...Senden sebep
hep bu ağlayışlarım, hüzünlerim, tanrıya isyanlarım. Dön artık gerçek dünyaya, çık şu
kendini kapattığın fanusun içinden! Kendi kendini hapseder mi hiç insan? Kendi
kendine zulmeder mi? Bak hayat debisini arttırmış akıp gidiyor, bir yaş daha aldın –
şu fani dünyadaki bir yılın daha bitti- kutlamaya değer mi bunu bilmiyorum. Küçük bir
çocukken yılları kovalayan sen şimdi kaçar olmuşsun. İstediğin kadar kaç, bu yarışın
kazananı belli.
Anlaşılmıyor mu sanıyorsun o sahte tebessümlerin. Kendini kandırabilirsin ama
dünyayı asla. Çık! Çık artık şurdan! Düş peşine korkularının. Erteleme artık hayatı.
Bu fırtına dindiğinde yüzleşeceksin, baş başa kalacaksın kendinle. Bak sonra
yanarsın yaşanamamışları düşünürken yaşayamadıklarına, yanarsın da iş işten
geçtikten sonra istersen vur başını dağlara taşlara, ne fayda.
Biliyorum geride kaldı artık o bayram sabahı sevinçleri. Gelmeyecek bir gideni,
yaşanamayacak bir hayali* düşlerken soldu ruhumun bütün çiçekleri. Bırak, solsun
zaten! Solsun artık dünyanın bütün çiçekleri. Solsun ki yeniden açabilsinler.
Son sandıklarımız aslında birer yeni başlangıçsa ve Zemheri baharın
habercisiyse zaten dünden razıyızdır üşümeye. Yeter ki doğsun güneş, küsmesin
dünyaya.




Yorumlar