top of page
Ara

kor

Ateş ilk ortaya çıktığında bunun bir halüsinasyon mu yoksa geçici bir

delilik anı mı olduğunu anlayamamıştım. Avuçlarımın içinde yanan o

kırmızı alevler beni yakmıyor, aksine içimde uzun zamandır yerini

bilmediğim bir boşluğu dolduruyordu. Parmak uçlarımda geziniyor,

düşüncelerime ve duygularıma tepki veriyordu. O an hissettiğim şey korku

değildi; geç kalınmış bir tanışma gibiydi. Ben ise kendi kontrolümün

sınırlayan zorlayan bu gücü sonuna kadar kabuk etmiştim


Çocukluğumdan beri içimde kontrol etmekte zorlandığım bir öfke vardı.

İlkokulda koşu yarışlarında ikinci olmak benim için kaybetmekti ve

kaybetmeye tahammülüm yoktu. Biri bana vurduğunda ya da bağırdığında

geri adım atmazdım, daha yüksek sesle karşılık verirdim. O zamanlar

bunun sadece hırs ya da inatçılık olduğunu düşünüyordum ama şu nada

bakınca.. yıllar geçtikçe bunun derinlerde kaynayan, adı konmamış bir kor

olduğunu fark ettim. O his her zaman benimleydi.


Ortaokulda beden hocam boksa başlamamı önerdiğinde bunu bir çıkış

kapısı olarak görmüştüm. Ailemi, enerjimi doğru yere

yönlendirebileceğime ikna etti ve gerçekten de ringe ilk çıktığım an bir

düzenin içine girdiğimi hissettim. Orada kurallar vardı; öfke yasaktı ama

kontrol ve güç ödüllendiriliyordu. Yüzlerce yumruk yedim, yüzlerce

yumruk attım. Acı çektim ama bu acı beni sakinleştirdi, çünkü ilk defa

içimdeki fırtına belirli bir sınırın içinde kalıyordu. İl ve bölgede derece

yaptım, lisansımı aldım. Sokak dövüşlerinin kesinlikle yasaklanmasının

sebebi de buydu ya, kaybedecek bir şeyim vardı artık. Öfkemi ve gücümü

kontrol etmem için bir sebep, hırsımı yönlerdireceğim bir hedefim vardı.

Kısa saçlıydım çünkü ringde pratikti; vücudum yapılıydı çünkü üç yıldır

disiplinli çalışıyordum. İnsanlar bana “çok erkeksi” dediğinde omuz

silkerdim. Kendimi savunabildiğim, ringde ayakta kalabildiğim sürece

kimliğimi onların kelimeleri belirleyemezdi. Kız gibi ya da erkek gibi

görünmek hiçbir zaman önceliğim olmadı; güçlü olmak oldu. Başkalarını

dinlemeyi bırakalı çok olmuştu.


Lisenin ilk yılına geldiğimde ise içimdeki sıcaklık fiziksel bir hâl almaya

başladı. Soğuk havalar beni etkilemiyordu; mont giymeden dolaşıyor,

antrenmanlarda normalden fazla terliyor ama üşümüyor, aksine

rahatlıyordum. Avuç içlerim sürekli kaşınıyor, derimin altında bir şey

kıpırdıyordu. Bunun psikolojik olduğunu düşündüm önce. Ta ki bir akşam

kettledan dökülen kaynar su elime gelene kadar. Refleksle çığlık attım ve

musluğa koştum ama birkaç saniye sonra fark ettim ki derimde tek bir

yanık izi yoktu, acı hissetmiyordum. Şaşkınlıkla elime baktım ve içimde

tuhaf bir cesaret kabardı. Çakmağı alıp alevi elime yaklaştırdım; hiçbir şey

olmadı. Biraz daha yaklaştırdım, yine aynı. En sonunda parmağımı

doğrudan alevin üzerine koydum ve o küçük kırmızı ışık parmaklarımın

arasında dans etmeye başladı. İşte o an, korku ile hayranlık birbirine

karıştı. Bu bir yanılgı değildi; bu bendim.


Gücümü saklamayı seçtim çünkü anlatırsam deli sanılacağımı biliyordum.

Bazı geceler sırf o his için ateşle oynadığım olmuştu. Dikkatliydim ama

parmaklarımın arasında nasıl güç tuttuğumu biliyordum. Fakat ilk kontrol

kaybım bir maçta oldu. Kaybedeceğimi hissettiğim an içimdeki kor aniden

alevlendi; yumruklarım ağırlaştı ama aynı zamanda hızlandı, sanki her

darbeye ekstra bir ağırlık eklenmişti. Avuçlarımın içinde bir nabız atıyor,

damarlarımın içinden ateş geçiyormuş gibi hissediyordum. Maçı son round

da çevirdim, fakat anonsu bile duymadan soyunma odasına kaçtım.

Eldivenleri çıkardığımda, iç kısımlarında olan yanık izlerini fark ettim. Acı

hâlâ yoktu ama bir sınırın aşıldığını biliyordum. Ben ateşi üretebiliyordum.


Onunla tanışmam tesadüf gibi görünse de şimdi bunun planlı olduğuna

inanıyorum. Antrenman sonrası kum torbasını yumruklarken ellerimdeki

sıcaklık tekrar yükselmişti ve o sırada arkamdan sakin bir ses “Kontrol

etmeyi bilmiyorsun,” dedi. Benimle aynı antrenman kulübüne gelen,

benimle birkaç defa maç yapan erkeklerden biri. Döndüğümde gözlerinde

hem merak hem de tanıdık bir karanlık olan birini gördüm. Biliyordu.

Nasıl olduğundan emin değildim ama onda da benzeri bir şey olduğunu

görmüştüm.


Elindeki küçük kırmızı taş ilk bakışta sıradan görünüyordu ama içinde

dönüp duran kıvılcımlar içimi hatırlattı. Taşı avucuma bıraktığında

aramızda kırmızı bir bağ oluştu; gerçek, fiziksel bir bağ.


Kızıllar, gücü saklamanın zayıflık olduğuna inanıyordu. Maviler ise tam

tersini savunuyor, güçlerini gizleyerek gücü olmayan insanlarla eşit

yaşamanın tek doğru yol olduğunu söylüyordu. Kendi diğer evrenlerine

kaçıp dünyaya sadece gücü yeni uyanmış olanları bulmak için geliyordu.

Kızıllar ise bu dünyada kalıp karanlığın içine karışmış, intikam için

belkiyorlardı. O kırmızı taşlar bizim aracımızdı. Güçleri tam potansiyeline

çıkaran bir silah. Ben onlara katıldığımda bunun bir yükseliş olduğunu

düşündüm; potansiyelimin engellenmeyeceği, sınırlarımın genişleyeceği

bir yer bulduğuma inanmıştım. Taşlar gerçekten de gücümü artırdı. Alev

yumruklarım zemini çatlatabiliyor, karşımdakini tek darbede

savurabiliyordu. Fakat her kullanımda içimden bir şey eksiliyordu. Bu

yorgunluk değildi; sanki taş içimdeki koru beslerken ruhumdan bir parça

alıyordu. Daha çok güç olup kendimi kaybediyordum.


Bir görev sırasında insanların gözlerindeki korkuyu gördüğümde ilk kez

şüphe duydum. “Kaynak toplama” emirleri dedikleri aslında bizi kontrol

etmekti. güçlü olmak demek bir başkasının iradesini ezmekti. Savaşmak

bendim ama başkalarını korkutmak değil, kendimi kullandırtmak hiç değil.

Maviler saklanmayı seçmişti, Kızıllar hükmetmeyi. Ben ise hiçbirine tam

olarak ait değildim. Gücümü gizlemek istemiyordum ama onun kölesi de

olmak istemiyordum. Taşı son kullandığım gece dizlerimin üzerine

çöktüm; vücudumdan çekilen enerji artık dayanılmazdı ve o an anladım ki

delirmiyorum, sömürülüyorum.


Şimdi önümde net bir yol yok ama ilk kez kendi kararımı vereceğimden

eminim. Kızıllardan kaçacaktım. Ateşimi bastırmadan, taşlara teslim

olmadan ve başkalarını ezmeden kullanmanın bir yolu olmalı. İçimdeki kor

beni yok etmek için değil, yolumu aydınlatmak için var. Ben ateşim, evet;


ama ateşin kölesi değilim ve bu savaş, hangi tarafın haklı olduğunu

kanıtlamak için değil, kim olduğumu kaybetmeden güçlenebilmek için

verilecek.

 
 
 

Yorumlar


© Copyright

© 2023 by Turning Heads. ODTÜ Genç Yazarlar Topluluğu

bottom of page