kor
- Çiğse Kantarcıoğlu
- 4 saat önce
- 4 dakikada okunur
Ateş ilk ortaya çıktığında bunun bir halüsinasyon mu yoksa geçici bir
delilik anı mı olduğunu anlayamamıştım. Avuçlarımın içinde yanan o
kırmızı alevler beni yakmıyor, aksine içimde uzun zamandır yerini
bilmediğim bir boşluğu dolduruyordu. Parmak uçlarımda geziniyor,
düşüncelerime ve duygularıma tepki veriyordu. O an hissettiğim şey korku
değildi; geç kalınmış bir tanışma gibiydi. Ben ise kendi kontrolümün
sınırlayan zorlayan bu gücü sonuna kadar kabuk etmiştim
Çocukluğumdan beri içimde kontrol etmekte zorlandığım bir öfke vardı.
İlkokulda koşu yarışlarında ikinci olmak benim için kaybetmekti ve
kaybetmeye tahammülüm yoktu. Biri bana vurduğunda ya da bağırdığında
geri adım atmazdım, daha yüksek sesle karşılık verirdim. O zamanlar
bunun sadece hırs ya da inatçılık olduğunu düşünüyordum ama şu nada
bakınca.. yıllar geçtikçe bunun derinlerde kaynayan, adı konmamış bir kor
olduğunu fark ettim. O his her zaman benimleydi.
Ortaokulda beden hocam boksa başlamamı önerdiğinde bunu bir çıkış
kapısı olarak görmüştüm. Ailemi, enerjimi doğru yere
yönlendirebileceğime ikna etti ve gerçekten de ringe ilk çıktığım an bir
düzenin içine girdiğimi hissettim. Orada kurallar vardı; öfke yasaktı ama
kontrol ve güç ödüllendiriliyordu. Yüzlerce yumruk yedim, yüzlerce
yumruk attım. Acı çektim ama bu acı beni sakinleştirdi, çünkü ilk defa
içimdeki fırtına belirli bir sınırın içinde kalıyordu. İl ve bölgede derece
yaptım, lisansımı aldım. Sokak dövüşlerinin kesinlikle yasaklanmasının
sebebi de buydu ya, kaybedecek bir şeyim vardı artık. Öfkemi ve gücümü
kontrol etmem için bir sebep, hırsımı yönlerdireceğim bir hedefim vardı.
Kısa saçlıydım çünkü ringde pratikti; vücudum yapılıydı çünkü üç yıldır
disiplinli çalışıyordum. İnsanlar bana “çok erkeksi” dediğinde omuz
silkerdim. Kendimi savunabildiğim, ringde ayakta kalabildiğim sürece
kimliğimi onların kelimeleri belirleyemezdi. Kız gibi ya da erkek gibi
görünmek hiçbir zaman önceliğim olmadı; güçlü olmak oldu. Başkalarını
dinlemeyi bırakalı çok olmuştu.
Lisenin ilk yılına geldiğimde ise içimdeki sıcaklık fiziksel bir hâl almaya
başladı. Soğuk havalar beni etkilemiyordu; mont giymeden dolaşıyor,
antrenmanlarda normalden fazla terliyor ama üşümüyor, aksine
rahatlıyordum. Avuç içlerim sürekli kaşınıyor, derimin altında bir şey
kıpırdıyordu. Bunun psikolojik olduğunu düşündüm önce. Ta ki bir akşam
kettledan dökülen kaynar su elime gelene kadar. Refleksle çığlık attım ve
musluğa koştum ama birkaç saniye sonra fark ettim ki derimde tek bir
yanık izi yoktu, acı hissetmiyordum. Şaşkınlıkla elime baktım ve içimde
tuhaf bir cesaret kabardı. Çakmağı alıp alevi elime yaklaştırdım; hiçbir şey
olmadı. Biraz daha yaklaştırdım, yine aynı. En sonunda parmağımı
doğrudan alevin üzerine koydum ve o küçük kırmızı ışık parmaklarımın
arasında dans etmeye başladı. İşte o an, korku ile hayranlık birbirine
karıştı. Bu bir yanılgı değildi; bu bendim.
Gücümü saklamayı seçtim çünkü anlatırsam deli sanılacağımı biliyordum.
Bazı geceler sırf o his için ateşle oynadığım olmuştu. Dikkatliydim ama
parmaklarımın arasında nasıl güç tuttuğumu biliyordum. Fakat ilk kontrol
kaybım bir maçta oldu. Kaybedeceğimi hissettiğim an içimdeki kor aniden
alevlendi; yumruklarım ağırlaştı ama aynı zamanda hızlandı, sanki her
darbeye ekstra bir ağırlık eklenmişti. Avuçlarımın içinde bir nabız atıyor,
damarlarımın içinden ateş geçiyormuş gibi hissediyordum. Maçı son round
da çevirdim, fakat anonsu bile duymadan soyunma odasına kaçtım.
Eldivenleri çıkardığımda, iç kısımlarında olan yanık izlerini fark ettim. Acı
hâlâ yoktu ama bir sınırın aşıldığını biliyordum. Ben ateşi üretebiliyordum.
Onunla tanışmam tesadüf gibi görünse de şimdi bunun planlı olduğuna
inanıyorum. Antrenman sonrası kum torbasını yumruklarken ellerimdeki
sıcaklık tekrar yükselmişti ve o sırada arkamdan sakin bir ses “Kontrol
etmeyi bilmiyorsun,” dedi. Benimle aynı antrenman kulübüne gelen,
benimle birkaç defa maç yapan erkeklerden biri. Döndüğümde gözlerinde
hem merak hem de tanıdık bir karanlık olan birini gördüm. Biliyordu.
Nasıl olduğundan emin değildim ama onda da benzeri bir şey olduğunu
görmüştüm.
Elindeki küçük kırmızı taş ilk bakışta sıradan görünüyordu ama içinde
dönüp duran kıvılcımlar içimi hatırlattı. Taşı avucuma bıraktığında
aramızda kırmızı bir bağ oluştu; gerçek, fiziksel bir bağ.
Kızıllar, gücü saklamanın zayıflık olduğuna inanıyordu. Maviler ise tam
tersini savunuyor, güçlerini gizleyerek gücü olmayan insanlarla eşit
yaşamanın tek doğru yol olduğunu söylüyordu. Kendi diğer evrenlerine
kaçıp dünyaya sadece gücü yeni uyanmış olanları bulmak için geliyordu.
Kızıllar ise bu dünyada kalıp karanlığın içine karışmış, intikam için
belkiyorlardı. O kırmızı taşlar bizim aracımızdı. Güçleri tam potansiyeline
çıkaran bir silah. Ben onlara katıldığımda bunun bir yükseliş olduğunu
düşündüm; potansiyelimin engellenmeyeceği, sınırlarımın genişleyeceği
bir yer bulduğuma inanmıştım. Taşlar gerçekten de gücümü artırdı. Alev
yumruklarım zemini çatlatabiliyor, karşımdakini tek darbede
savurabiliyordu. Fakat her kullanımda içimden bir şey eksiliyordu. Bu
yorgunluk değildi; sanki taş içimdeki koru beslerken ruhumdan bir parça
alıyordu. Daha çok güç olup kendimi kaybediyordum.
Bir görev sırasında insanların gözlerindeki korkuyu gördüğümde ilk kez
şüphe duydum. “Kaynak toplama” emirleri dedikleri aslında bizi kontrol
etmekti. güçlü olmak demek bir başkasının iradesini ezmekti. Savaşmak
bendim ama başkalarını korkutmak değil, kendimi kullandırtmak hiç değil.
Maviler saklanmayı seçmişti, Kızıllar hükmetmeyi. Ben ise hiçbirine tam
olarak ait değildim. Gücümü gizlemek istemiyordum ama onun kölesi de
olmak istemiyordum. Taşı son kullandığım gece dizlerimin üzerine
çöktüm; vücudumdan çekilen enerji artık dayanılmazdı ve o an anladım ki
delirmiyorum, sömürülüyorum.
Şimdi önümde net bir yol yok ama ilk kez kendi kararımı vereceğimden
eminim. Kızıllardan kaçacaktım. Ateşimi bastırmadan, taşlara teslim
olmadan ve başkalarını ezmeden kullanmanın bir yolu olmalı. İçimdeki kor
beni yok etmek için değil, yolumu aydınlatmak için var. Ben ateşim, evet;
ama ateşin kölesi değilim ve bu savaş, hangi tarafın haklı olduğunu
kanıtlamak için değil, kim olduğumu kaybetmeden güçlenebilmek için
verilecek.




Yorumlar