top of page
Ara

ANTROPOSEN ÇAĞDA MAHĀPARİNİBBĀNA SUTTA

Nasıl hitap etmek gerekir acaba? Neyle yaklaşmak icap eder hazrete? Övgü mü gerekir ilkin, yoksa şu pek alışılmış başlangıçla, çileniz daim olsun mu deyivermeli? Yalnız alelade kedilerin devirdiği biblolar gibi de dalınmaz ki lafa; elbet bir giriş, takdim, sunuş… Peki hemen akabinde? Tekrar aynı soru işte, ne demek caizdir böylesi bir durumda? “Doğrusunu isterseniz sayın buddha…” Hitabı bir yana bırakalım öyleyse, Gordion düğümüne dönmüş meselelerin kimseye kuru gürültüden gayrı yararı yok. Diyelim ki şöyle başladık söze:


“Efendim, esasına bakarsanız bunca lafügüzafın neticesinde ne vardım ne gördüm diyebiliyorum inanarak. Yağmurlar toprağı belki bin kez yoğurdu, bin kez hamallık etti karıncalar ömürlerine. Aksi gibi ben, bir beyit boyu yol alamadım. Nice Dalay lama yegâne yoldaşımdı oysa, kimi dem tini Ayısıt’a ermiş bir kama kimi vakit Devadari tarihinde alelade bir savaşçıya evrildim bu uğurda. Ne kısa ne uzun olabildim yine, aruza takıldım. Kuşkusuz söylüyorum işte, her adımda daha da yanıldım. Hayır efendim, hayır. İstemediğimden değil yalnız hissetmediğimden oluyor hepsi, seziyorum. Öylesine inceden inceye bir sızı ki bu seziş… Her an, her kıpırtıda birkaç daha yayılıyor kılcallarıma. Dudaklarıma, dilime söz geçiremiyorum; ben hala “Ben” diyebiliyorum… Bilakis kimliğe sahip çıkmak topluma edilecek en büyük isyan değil de nedir efendim; bize kimlik kartlarıyla sus payı veren topluma başka nasıl ayak direnir? Şüphesiz bilirsiniz, affınız nihai temennimdir. O halde birkaç yaprak valsi, rüzgâr sonesi kadar da olsa dinleyin şu aciz kulunuzu. Çocukluk perdesi aralanmamak üzere kapandığından, tan yeri mum boyayla değil kanla dolmaya başladığından, dahası kanatlarımın ucu kırılır olduğundan beri böyle hissediyorum. “Ben” diyorum ardı arkası kesilmez dalgalar gibi; konuşmalı, görünmeli, başarmalıyım. Akabinde bir eleştiri yağmuruna tutuyorum zihnimi, bir akabe daha atlatıyorum. Öteki, öteki, öteki…


Şu Sutta’da dahi sizi değil, kendimi anlatıyorum; aksi gibi vaktiyle gerektiği gibi yaşayan bu sayede ölmeyi nihayet hak eden sizsiniz, oysa ben… Mecburum itirafa, Aryasatya’ya ihanet ediyorum tüm bu laflarım, tavırlarımla. Lakin bir başka mecburiyetim daha var efendim, bu gösteri toplumunda her türlü sahne ışığına ayak direyerek var olmak. Bayram sokakta Deniz anne kılığına bürünmek kimileyin, o meşhur post yapısalcı kelliğine ermek belki. Hani tine doğru çakan o şimşeklerden bir nebze olsun nasiplenebilmek değil mi inziva, bırakın çekileyim; çekeyim elimi eteğimi emeğin, aşkın, güzelliğin dahi satıldığı dünyadan. Doğduğumda anne babama, büyüdüğümde muhtelif fikirleriyle zihnimi dolduran “tarihçime”, şu sıralar bucağımdan düşmeyen ağlayış ve hatta anlayışlarıma verilen kimliğimi bu kez ben alayım elime. Buddha, ne olursunuz anlayın beni, anlaşılmak mucizesini tattırın şu kulunuza. Siz de bilirsiniz, bir damla kan ve çokça endişeden ziyade arayıştan ibarettir insan. Benim arayışımı da böyle kabul etseniz, şu göksel kuruntulara takılmadan yaşamaya çabalasam izninizle, kabul eder misiniz? Beni bilirsiniz, her türlü aktivistliğim yarım yamalaktır; yolculuğum da bir o kadar dur kalk…


İnsanlar günden güne düşman kesiliyor mecbur olduklarına; çıktığı deliğe, beslendiği ormana. En ileri görüşlüler dahi çanak tutuyor gericiliğe ve siz efendim, dünya antroposenliğe sürüklenirken ölüyorsunuz. Ölen herkes gibi siz de susuyorsunuz böylece, gerçeğe susuyorsunuz; kana kana içiyorsunuz sessizliğinizi. En nihayetinde, ölmeniz gerekiyormuş sayın Buddha, buymuş işin esprisi. Kendimi değil, sizi anlatmam icap ediyor artık. Kimileri darağacında başlar soluk almaya; şöhretleri, iyilikleri, tutkuları böylelikle var olur. Aksi gibi siz, kül kül dağıtıldıkça dünya halkına, yok olacaksınız efendim; gitgide tanrılaşacak, katılaşacaksınız. Gün gelecek neşeyle gülen çocuklara sert bakışlar atacaksınız, öyle söyleyecek büyükler. Hayatınız süresince asla “büyük” olmayışınız hatırlanmayacak bile. Özgürlüğe koşan kadınları yakalayıvereceksiniz renkli eteklerinden, asla noktalayamayacağınız nutuklar düzecek; kabul edin, büyüyeceksiniz. Külleriniz asla elde tutmadığınız, sahip olmadığınız bir kimliğe bürünecek ulvileşecek efendim. Siz kutsandıkça yok olacaksınız. Yüzyıllar sonra insanlar, çok yanlış kanılara kapılacak hakkınızda. Bu herif diyecekler, ne manyakmış ne de manyamış böyle. Bir bardoya sıkışıp kalacaksınız Buddha, yok olmak daha münasip gelecek size; başaramayacaksınız. Şimdi her an daha da yaklaşıyorsunuz son nefesinize, bu Sutta’nın esprisi ölmenizmiş efendim, son sözlerinizi etmenizmiş, öyle söylüyorlar. Hakkınız var, bizim gibi geveze insanların lanetidir son bir söz edebilmek. Zannederim yaşamak denli müşküldür sözü nihayete erdirebilmek. Zira bilmem kaç yıllık hayat, muhtelif elvan, nice edinim süzülüp geçmiştir dimağımızdan. Size düşense bir kelimeye tozlanmış kedileri, yarım kalmış sayfaları sığdırmak, noktalanmamış dizeleri noktalamak; haklısınız mazur görüyorum sizi. Her gün ayrı çağlayan Tuna’yı, her vedayla bir başka solan Arda’yı anımsatmak göreviniz, Ganj’ı… Memlekete türkü türkü yayılan kahırlara, ancak gözbebeklerinden devşirilebilen kahkahalara da delalet edemez son lafınız. Onca defter, kalem, yıl bitirdiniz, hiçbirinin son cümlesi yoktu aksi gibi. Tekrar soruyorum şimdi size, Ulysses’in son cümlesi miydi nihai yaşam hırıltılarınız, ömrünüz süresince balgam balgam dimağınızda doğan? Yine de veda cümlelerinizin olağanca gevezeliği sıkmasın canınızı, yürüdükçe daha da bitmez görünen bir sisifos maratonu değil mi yaşam? Bırakın elvedanız da böylesi bir koşuyu hatırlatsın okuyana. İşte şimdi, ölüyorsunuz efendim. Son nefesinizi de birazdan vereceğinize göre, esas kötü haberi verebilirim size. Haksızsınız efendim; ölmekte, yaşamakta ve tekrar tekrar var olmakta. Altı değil yüz farklı şekilde de gelseniz dünyaya, bir bardodan ibaret kalacaksınız. Kült liderlerinin belası da bu işte, katiyen “ben” olamayacaksınız. Modern insan, post modern insan… Siz nasıl bir insansınız? Ölümünüz benim elimden kuşkusuz, kültlerin ölümü şüphedendir değil mi efendim? Sizi anlattım işte, yaşamınız son anları kendinizi ikinci elden dinlemekle geçti. Şimdi sıra bende, ben konuşacağım sayın Buddha, sizse belki de ilk kez cevap veremeden dinleyeceksiniz.”

 
 
 

Yorumlar


© Copyright

© 2023 by Turning Heads. ODTÜ Genç Yazarlar Topluluğu

bottom of page