top of page
Ara

Konum, Yalnızlık

1

Koştum. Arkamda olduğunu biliyordum, bakmadım. Ne zaman yalnız olsam ortaya çıkıyordu. Nefesim tükenmiş gibiydi, içime çektiğim her nefes ciğerlerime saplanıyor koşuşumu yavaşlatıyordu. Bir an için yavaşladım, ciğerlerime düzelmeleri için fırsat vermek istiyordum. Buna fırsat yoktu. Onun soluğunu ensemde hissettiğim anda, tüm vücudumdan bir ürperme geçti. Boğazımdaki yumruyu yutmaya çalışırken bacaklarıma hareket etmelerini söyledim. İşe yaramadı. Onlar da vücudumun geri kalanı gibi titremekle meşguldü. Aralık dudaklarımdan ardı adına çıkan titrek nefesler her an yere yığılabileceğimin göstergesiydi. Hareket et, diye bağırdım zihnimden bacaklarıma. Nefesini daha yakınımda hissediyordum.

Hareket et!

Dokungaç gibi olan kolların vücuduma yaklaştığını hissettim.

Titremem artmaya başladı.

Dümdüz karşıya bakan gözlerimden yaşlar süzüldü.

Hareket et! Hareket et!

Hareket et!

Gölgemsi kolları görüş açıma girdi. Kalbimin durduğunu hissettim. Dönüp onunla savaşma ihtimalimin uçup gittiğini biliyordum. Her zaman zihnimin gerisinde ya bu sefer olursa diye sakladığım o düşünce, bugün de dokunmadan vücudumun çevresini saran upuzun toz bulutu gibi kollarla birlikte yok olmuştu. Olsun. Sonrakine. Tıpkı öncekiler gibi.

Kolların vücuduma iyice yaklaştığını gördüğüm sırada sırtımdan aşağı akan ter damlalarını hissettim.

Kaç.

Tir tir titreyen bacaklarım hareket etmeye başladı. Gölgemsi kolların içinden geçerek koşmaya başladığımda ayak parmaklarımdan göz bebeklerime kadar titriyordum. Ama giderek bunu hissetmem zorlaşıyordu, normalleşmişti.

Garipti. Her yalnızlığımda ortaya çıkan bu canavara, alışamamıştım. Ama şu kısacık sürede onun yarattığı titremeye vücudum alışmıştı. Canavar. Ona benim diyesim gelmiyordu. Oysa gerçeği ikimiz de biliyorduk: O benim peşimi hiç bırakmayan canavarımdı.

Koştum, koştum. Nereye gittiğime dikkat etmiyordum ama yolun beni nereye çıkaracağını biliyordum. Güvende olacağım tek yere gidiyordum her seferinde: eve. Evimin olduğu sokağa döndüm. Lütfen, lütfen diye mırıldanıyordum.

Yakalanmayayım.

Bunu düşünmemle buz gibi kolların etrafıma dolandığını hissetmem bir oldu. Gözlerimden tekrar yaşlar akmaya başladı. Her seferinde böyle oluyordu. Bunun için, bu kadar korkmamı mı bekliyordu?

Bir hastalığa yakalanmış gibi tir tir titreyen vücuduma zihnimin bağırmasına gerek yoktu artık. Hissettiğim hayal kırıklığı tüm vücudumu sarmış onun kendi başına da hareket etmesini sağlıyordu. Zar zor bir iki adım attım.

Evimin önündeydim, can havliyle kolumu kaldırdım. Zili çaldım. Kapının açılması sanki bir ömür sürüyordu. Kolların tüm vücudumu sardığını hissediyordum, bu sefer başaracaktı. Daha ben onunla hiç savaşma şansı bulamadan beni kendindeki toz tanelerinden biri gibi kendine katacaktı. Ağlamam şiddetlenmeye başladı.

Kapı açıldı.

İçeriden gelen sıcak hava ağlamaktan sırılsıklam olmuş yüzüme vururken kolların varlığı yavaşça hafifledi. Aslında olmayan cesaretimi topladım, arkamı döndüm.

Uğuldayarak esen rüzgardan başka bir şey yoktu.






2

Elimdeki üstünden duman çıkan kupaya bakıyordum dakikalardır. Her seferinde böyleydi, ne zaman peşimdeki canavar yok olsa, zihnimde garip bir uyuşuklukla kalakalıyordum. Vücudumdaki adrenalin uzun süre ayakta kalıyor, güvende olduğum hissine bir türlü alışamıyordum.

Annemin boğaz temizleme sesiyle yerimden sıçradım. Elimdeki sıcak bitki çayını, sanırım papatyaydı, sıkıca avucuma bastırırken kafamı sonunda yerden kaldırabildim. Kafamı kaldırdığımda ne göreceğimi biliyordum belki bundan kaldırmamıştım şimdiye kadar, ya da belki de bunu yapacak kadar bile enerjim kalmamıştı vücudumda. Karar verememiştim.

Annemin dünkü yüzünde açıklama bekleyen ifade, bugün de vardı. Tıpkı yarın da olacağı gibi. Bir an yarının da olacağı düşüncesi midemi ayağa kaldırdı, kusmak üzereydim. Aynı şeyler yarın da olacaktı, yine gelecekti. Gözlerimden birer damla yaş süzüldü.

Birden sakinleştiğimi hissettim, sonuçta dün de vardı ve bugün de olmuştu. Ama atlatmıştım. Yarın da atlatırdım, belki. Bu işkenceyi yine yaşar ve tekrar gelirdim evime. Düşük omuzlarım daha da düşerken annem tekrar boğazını temizledi. “İrem, bir açıklama yapmayacak mısın, kızım? Ne bu halin yine?”

Yine.

Gözlerimden bir damla yaş daha süzüldü, buna rağmen gülümsedim. Sadece omuz silktim. Ne diyeceğimi bilmiyordum. Beni her yalnız kalışımda içine çekmeye, boğmaya, yok etmeye çalışan bir canavar var ve ne yaparsam yapayım kurtulamıyorum mu, diyecektim. Bilmiyordum.

“Bilmiyorum.”

Annem elini sabır dilenircesine anlına bastırdı. “Ne demek bilmiyorum, İrem! Ne demek? Her gün eve bu şekilde geliyorsun. Böyle… garip… işte. Ve ne olduğunu söylemiyorsun bile. Birileri mi peşinde, bir şey mi yapıyorlar? Endişeleniyorum senin için, kızım.”

Annem de benim bu halime ne diyeceğini bulamamıştı. Böyle. Garip. İşte, ben de bulamıyordum ne diyeceğimi, onunla tam olarak aynı yerdeydim aslında. Belki daha fazla korkmuş ve yalnız bir şekilde, ama tam olarak aynı yerde, o bilinmezlik noktasındaydım. Sadece annem bunun farkında değildi.

Kupayı dudaklarıma yaklaştırırken gözlerimi annemin yüzünden indirdim. Ona hiçbir şey söyleyemeyecektim nasılsa, en azından sakinleştirici çayımı rahat içebilirim. Pek işe yaramıyor olsa da. Kalbim her onu düşünüşümde olduğu gibi yine ağzımda atıyordu. İçtiğim çayı zorlukla yutup içime derin bir nefes çektim. İstemiyordum bu duyguları, ama kaçamıyordum da. Tıpkı canavarın kendisinden olduğu gibi.

Başımı yerden kaldırmadan “Birileri bir şey yapmıyor, anne.” dedim. “Sadece… Bilmiyorum işte. Kendimi çok garip hissediyorum ve eve geldiğimde böyle oluyorum. Bunu konuşmasak?”

Annemin itiraz etmek için nefes aldığını duyduğumda dolu gözlerimi ona çevirdim: “Lütfen. Anne, seninle başka herhangi bir şeyden bahsetmeye ihtiyacım var.”

Annem çatık kaşlarıyla uzun bir süre yüzüme baktıktan sonra iç çekti. Yerinden kalkıp yanıma gelirken hafifçe gülümsedim, annem yanıma geliyordu.

Kesinlikle yalnız değildim, o gelemeyecekti.

Annem kollarını sıkıca bana doladı ve beni kendisine çekti. Bir an midemin bulandığını hissettim. Kolların vücuduma dolanması zihnimde on dakika öncesini yeniden canlandırıyordu. O dokunaç gibi kollar bana uzanıyor ve doknuyordu! Sinirle dudaklarımı ıssırdım. Benim için bu kadar masum ve özel olan bu sarılış bile artık bozuk ve mahvolmuştu.

Az önce haklıydım, o gelemeycekti ama onun anısı gelebilirdi.

Sinirim ve hayal kırıklığım sel olup gözlerimden akmaya başladığında kendimi annemin kollarına bıraktım. Annem saçlarımı okşayıp beni daha da göğsüne çekerken, küçük bir çocuk gibi iç çeke çeke ağlıyordum.

Her şey mahvolmuştu.

Canavarım her şeyi mahvediyordu.


15 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

MEFKURE

© Copyright
bottom of page