top of page
Ara

Birkaç Dakika

Gri, pembe ve beyaz bulutlar gökyüzünde salınırken pencereden hayatı seyreden biri, yüzüne vuran meltemle derin bir nefes aldı. Hayat nasıl yaşanır, ondan nasıl keyif alınır biliyordu, hem de çok iyi biliyordu. Şehrin koşuşturmasına dur demeyi beceremiyordu belki- söz dinletemezdi çünkü; ama kendini ondan soyutlayıp yağan yağmurun altında şemsiyesiz mutlu olmayı, çatıya çıkmış anten ayarlarını düzelten yaşlı adamı fark etmeyi bilirdi. Koca şehrin gürültüsünde araba kornalarını değil de kuşların ötüşlerini duyardı. Penceresinden gökyüzünü ve çevre binaların çatılarını seyrederken bile, aşağıdan gelen motor sesleri, konuşmalar ve çiçeklerin taç yapraklarına damlalar konduran fıskiyenin sesi bu kişiye çok uzak geliyordu, hatta bazen onları duymuyordu bile. Onun dikkat ettiği, açık pencereden ona ulaşmaya çalışan yasemin kokulu rüzgârın sesiydi.


Bulutların kümelendiği göğe tekrar baktı. Bu güzel yaz günü bitmek üzereydi. Güneş şimdi onun göremeyeceği bir yerde, batıda kalmıştı. Ancak son nefesleriymiş gibi derin derin soluduğu hava ve doyasıya yaşadığı o an biliyordu ki güneş, gökyüzünü ayla paylaşıyordu. O an, gökyüzünü izleyen tek kişi olmamayı diledi. “Eğer en azından bir kişi daha varsa ve benim ayı gördüğüm gibi güneşi görüyorsa, belki güneş gitmekten vazgeçer ve gök böylece kalır, ikisi hep birbirine bakar.”


Yasemin kokuları burnuna hücum edip ona huzur verirken her şeyin sonsuza kadar böyle kalmasını, zamanın durmasını istiyordu. Bu meltem hiç bitmese, bulutların uyumlu renkleri hiç değişmese ve bu anın sarhoş edici güzelliği onu terk etmese ne hoş olurdu! Hep zamanın kıyısında hissetmesi demek olurdu bu: hayatın hem kalbinde hem de çok uzağında.


Zaman durmamıştı belki ama, aynı dilediği gibi o an sahiden de güneşi izleyen biri vardı. Batıyı seyredalmıştı diğeri de, güneşin göğü hayran olunası renklere boyamasını izliyordu. Turuncunun, sarının ve pembenin bu kadar güzelini sadece böyle anlarda görebilirdi.


Dileği gerçekleşenin penceresinden girip yüzüne çarpan ve onu gülümseten hafif rüzgâr, çatıdaki kişinin de omuzlarının üzerinden geçip yoluna devam ediyordu. Aynı göğe ancak zıt yönlere bakan iki kişi, o an aynı duyguları paylaşıyordu. Aynı kokuları alıyor, aynı sesleri “duymuyorlardı.” Kendi yarattıkları sessizlikte huzur buluyor, o anın sona ermesini istemiyorlardı. Biri bir çatıda bacaklarını sarkıtmış otururken diğeri, başka bir çatıda gaklayan kargayı izlemeye dalmıştı şimdi. Belki gözlerini etraftaki güzelliklerden bir an ayırabilseler göreceklerdi dileklerinin kabul olduğunu. Sokakları, renksiz hayatı değil de, sonsuzluğu izleyen iki kişi olduklarını. Ancak belki de onların da, hayranlıkla izledikleri gibi, birbirlerini fark edecek birkaç dakikadan başka zamanları yoktu.

61 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Siyah-5

Siyah-1

Comentarios


© Copyright
bottom of page