top of page
Ara

(Başlıksız)

Hayallerin gerçek olduğu mu yoksa umutların yok olduğu yer mi?

Belki ikisi de bilmiyordum.


Özgürlüğü temsil eden şehir, heykelle taçlandırılmıştı. Maviliğin

ortasında o güzel alev herkese ulaşabiliyordu. İnsanı gülümsetiyor devam

etmek için güç veriyordu. O şehirde yaşayanların çok az fark ettiği,

Herkesin sahip olduklarını görmezden geldiği ve fazlasını istediği bu

şehirde, Sen farklıydın.


Özgürlüğünü istiyordun.


Ama o alevler asla kendi şehrinin arka sokaklarını aydınlatmıyordu.


Mafyalar, çeteler, savaşlar, ölümler ve hepsinin ortasında sen.

Özgürlüğe her şeyden daha çok açsın ama tüm dünyanın ışığı dibinde

olduğu halde sana ulaşamıyordu.


Kelepçelerle karanlığa bağlanmıştın. Pes etmedin. Kafesinden kurtulmak

için çabalamaya devam ettin. Bu yüzden sana kaplan diyorlardı. ama

unuttukları bir şey vardı.


Bir kaplanı kafese kapatırsan çıkmanın bir yolunu bulur.


İşte tam bu sırada tanıştım seninle.


Hayatımın bir dönemi kapanmış ve amaçsızken bende umudu bulmak için

gelmiştim ,sahte, hayaller şehrine. Yaralıydım ama hayata devam etmek

gerekiyor değil mi?


Ama karanlığa yakalandım. Her tarafımı saran o anlık umutsuzluk bile

beni titretmeye yetmiş ve tüm enerjim tükenmiş gibi hissetmiştim.

Kaçırılmıştım.


Sadece 1 gündür tanışmamıza rağmen sen kurtardın beni. Zümrüt

gözlerindeki soğukluk, herkese korku veren ve tereddüt etmeden yapılan

hamleler… Beni ilk seferde hem korkutmuş hem de sana güven duymamı

sağlamıştı.


Daha çok gençtin ama çok büyüktü bir yanın. Senden 1 yaş büyüktüm ama

kendimi daha küçük hissetmiştim.


O dünyadan kurtulmak için her şeyi yapıyordun. Ben de sana destek

olacaktım. Seni korumak istemiştim. Özgürlüğünü bul istemiştim.


Silahı sevmiyordun ama kendi dünyanda hayattan kalmanın tek yoluydu.

Bana hep beni korkutup korkutmadığnı sordun. Senden korkmam için bir

neden yoktu ki. çünkü biliyordum. Kendini korumanın, savaşını devam

ettirmenin tek yoluydu. Herkese ölümü hatırlatan silah, senin için

hayattı. Herkesin korktuğu ama saygı duyduğu lider olmak zorundaydın.


Olaylar çevremizde akıp giderken tanımaya başladım seni.

Zeki, cesur, kurnaz, soğukkanlı lider ve herkesin korktuğu bir kaplan;

Kitap kurdu, bal kabaklarından korkan, hazırcevap, sinirbozucu bir genç.

Bir madalyonun iki yüzünü birden görmüş gibiydim. Ama şunu merak

ediyordum: hangisi gerçek seni daha iyi yansıtıyor?


Bir keresinde eksik yüzünü bana göstermiştin. Hayattaki tek tutanağın ve

herkesten sakladığın abini kaybettikten sonra bile ayaktaydın. Ama gece

kabusundan çığlıkla uyandığında gözlerindeki korkuyla anlamıştım. Kimse

o kadar güçlü değildi. Kimse mükemmel olamazdı.


Omzunda ağlaman dindiğinde uzun süre konuşmadın. ''Yanımda kal. Sadece

bir süreliğine. Sonsuza kadar demeyeceğim.'' İçimden söz vermiştim o

gün. 'sonsuza kadar.'


Bu dünyaya ait olmadığımı söyleyen sendin. Belki de haklıydın. Ama he

kendime sordum: Sen ait miydin? Aydınlığa ulaşmak için karanlığa çok

dalmıştın. Bunu söylediğimde benden kaçmıştın. ''Olay mantık değil. Her

şey güçle alakalı. İçinde yaşadığım dünya bu! SEN NE ANLARSIN Kİ!''

Evet, anlamıyordum ama kendin gibi değildin, sanki madalyonun öbür

tarafı siliniyor gibiydi.


Sanki kurtulmaya çalıştıkça daha çok dibe batıyordun. Herkes senin savaş

alanına ait olduğunu söylüyordu. Ben bunu kabullenemezdim. Gerçekten o

şehre mi aitsin, karanlık ve özgürlüğün kendisini temsil eden şehre?


Hayır değildin. Sen bir kaplan değildin, insandın. Bu kadar basit.


Ama sen bile unutmuştun bunu.


Ama hatırlatabildim. Uzun haftalar boyunca kukla gibi kullanılmıştın.

Olmak istemediğin o şeytanın neredeyse ta kendisi gibi davranmaya

başlamıştın. Çevreni ve beni korumak ve zaten pes ettiğin özgürlüğünü

geri almayı daha da dibe batırmak için. Ama korumka istediğin çevre seni

karanlıktan kurtardı. Haftalar boyu yaşadığın eziyet sanki tüm

duygularını öldürmüştü. Zaten zayıf vücudun daha çok zayıflamış, sarı

saçlarının parlaklığı gitmişti. Ama bizi tekrar görünce gözlerindeki

anlık şaşkınlığı yakalamıştım. Galiba ilk defa o zaman anlamıştın pes

etmeyeceğimizi.

Kendini çok geçmeden toparladın. İçindeki genç yerini almış, soğuk

gözlerin ardında ortaya çıkacağı, özgür olacağı anı bekliyordu. Bir

savaş daha başlamıştı. Ve o zaman, hepimiz hiç olmadığımız kadar

kararlıydık.

Ama her şey beklenmedik noktalara geldi.

Arkandan neredeyse yavaş çekimle gelen mermiyi gördüğümde bir an bile

tereddüt etmedim. Seni kenara ittiğimde mermi omzuma isabet etmişti.

Senin iyi olduğunu gördüğümü ve ardından gelen dayanılmaz acıyı

hatırlıyorum.

Uyandığımda yanımda değildin. Baş ucumda ise bir uçak bileti duruyordu.

O anda bir kere daha anlamıştım. Beni kendinden uzaklaştırmıştın.

Nedenin neydi? Zarar görmemi istemiyor muydun? Hayatta kalamayacağımı mı

düşünmüştün? Bilmiyordum bunu.

Ne kadar ısrar etsem de ne onlar ne de vücudum sana dönmeme izin verdi.

Yalnız başladığın yolda yine yalnız kalmıştın.

Ve de yalnız bitirdin. Kurtuluş gününde senin eziyetin yine bir kurşunla

bitmişti. Sadece bir tetik, sadece bir saniye, sadece ufak bir metal,

neyi elinden alırdı? Neyi değiştirirdi? Birine özgürlüğünü mü verirdi?

Yoksa kabuslarında sürekli dolanacak olan bir hayaleti mi?

O gün uçağa binmeden önce sana son bir mektup gönderdim. Yalnız olduğunu

düşünebilirsin ama ben senin yanındayım. Ruhum her zaman seninle Ash.


Şehrin ışıkları sana ulaştığında ruhun şehre karışmıştı. Gerçeği

biliyorum ama merak etmeden duramıyorum seni bir kere daha görebilir

miyim?


Sözümü tutabilir miyim?

41 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

HASTANE

Naif Savaş

Yeşil -3

Comments


© Copyright
bottom of page