top of page
Ara
  • Naz

Geç

Yeşil ışık yerini kırmızıya bırakmasına rağmen sert adımlarla karşıya geçiyorum. Yanımdan

geçen insanlar adımlarıma çok da paralel olmayan bir yüze bakıyorlar. Soru işareti. Gözlerim

uzaklara bakıyor. Sol kaşım, sağ kaşımla yarış halinde. Kafamı bir bere tutuyor ve kulaklarım

dışarıda olan biten şeylere şahit olmamaktan pek memnunlar.


Adımlarımı hızla üst geçide yönlendiriyorum şimdi. Merdivenleri çıkarken kol çantama asılı

olan fuları rüzgar alıp götürüyor. Biraz sonra bunu fark ettiğimde çok da üzülmüyorum.

Merdivenin beton zemininde hava karardıkça mor halkalar oluşuyor. Bir ayna görevini

üstleniyor üst geçit.


Son basamağı atladığımda ipekten elbisesinin içinde süzülen bir üniversiteli çarpıyor

omzuma. O önemsemiyor ama teninden uçuşan mandalina kolonyası özür diliyor onun

yerine.


Arkasından bakıyorum. Basamakları bitirdiğinde az önce rüzgarın benden çaldığı fuları

buluyor. Eteğine dikkat ederek alıyor fuları yerden. Onun çantasına sarınıyor şimdi çiçek

desenli kumaş. Neyse ki artık buradayım. Eşyaların birini bana ve beni ona hatırlatmadığı

zemine basıyorum. Altımdan akan yol bir nehir de olabilirdi. O zaman yeni bir sahibi olmazdı

kumaşın ve kaybolup kendi yollarını arardı.


Ayaklarımın altına tohumlar saçılıyor. Çiçek kokusu istiyor aklım ama ben çiçek

sevmiyorum. Bir ağaç yetişse bu geçitte. Önünde örtü ve elinde flüt, müziğiyle üreten

karanlıktan insanı gece vakti bile gölgesinde dinlendirse. Hem bir şey fark etmez ki. Hali

hazırda etrafında bir kalkan varken nasıl görsünler onu? Bir ağacın gölgesi fazlalık yapamaz.

Nehrin hemen yanında bir hırsız kaçıyor dükkandan. Ben ve geçittekiler görüyoruz. Aşağıda

kimsenin ruhu duymuyor. Bağırıyorum, biliyorum çünkü, suç, yakalanana kadar

masumiyettir, biliyorum.


Geçitte yeşeren çimler burnumda kalmış kokunu bastırıyor. Flüt çalan karanlığın sesi artık

uzaktan geliyor. Ben onu kafamda taşıyorum.


Aşağıda bir dondurmacı var. Sırada ise bir kız çocuğu. Vanilya ve çikolata seçecek

biliyorum, sadece ondan duymak istiyorum.


“ Limon ve çilek alabilir miyim ?” diyor dondurmacıya. Şimdi ben, bu kız çocuğunu en son

ne zaman tanıdığımı hatırlayamıyorum.


Tohumlar kök salıyor altımda. Çiçek bahçeleri oluşuyor artık. Ben hala çiçekleri

sevmiyorum. Bir serçe uçuyor başımın üstünde. Sigarasının dumanı beni boğuyor. Kanatlarını

hızlıca çarpıp dumanı dağıtıyor.


Yolun sonuna doğru canı yanıyor birinin. Plastikten acısını taçlandırmak için bir müzik eşlik

ediyor ona. Sanat dediğin, yalan duyguların yansımalarına dostluk edecek bir güzellik türü

zaten.


Öbür taraftayım şimdi. Başladığım yerin tam paralelinde iniyorum merdivenleri. Yeşil ışık

kırmızıya dönmesine rağmen sert adımlarla karşıya geçiyor biri. Adımlarında soru işaretleri

var. Karşı konulmaz bir sevgi besliyorum ses tonunu bilmediğim şaşkın yabancıya.


Çiçek bahçeleri yerini betona bırakıyor. Bir kadın geliyor saçları rüzgara ait. Çantasında

uçuşan bir fular. Gün doğmaya yakın.


Işığın yeşile dönmesini bekliyorum.

124 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

HASTANE

Naif Savaş

Yeşil -3

Comments


© Copyright
bottom of page